deyimler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
deyimler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
19 Haziran 2017 Pazartesi
Persian-English Proverbs
Simin K. Habibian, Hadi Khorsandi, Shusha Guppy-1001 Persian-English Proverbs
10 Mart 2017 Cuma
8 Mart 2017 Çarşamba
Arapça Fransızca Deyimler Proverbes et dictons de la province du peuple arabe
Proverbes et dictons de la province du peuple arabe
Arapça Fransızca Deyimler
Arapça Fransızca Deyimler
Etiketler:
arapça,
de la province,
deyimler,
dictons,
du peuple arabe,
et,
fransızca,
Proverbes
16 Ocak 2017 Pazartesi
28 Eylül 2016 Çarşamba
deyimler idioms
deyimler idioms phrasal verbs
Bu alanda yazılmış bir çok kitabın pdf hali.
Bu alanda yazılmış bir çok kitabın pdf hali.
Etiketler:
darbı mesel,
deyimler,
idioms,
phrasal verb
8 Mayıs 2014 Perşembe
Interesting & Useful Idioms
Interesting & Useful Idioms
"Cat got your tongue?" Ne o? Dilini kedi mi yuttu?
bend over backwards elinden geleni yapmak (bir başka kimse için)
Everybody bent over backwards to help her. All her classmates tried very hard to help her feel comfortable and adjust to the school.
wet blanket = "ıslak battaniye" !!
= someone who spoils the pleasure of others... Eşanlamlı sözcükler (synonyms): spoilsport, killjoy, party pooper...
Söz aramızda, Türkçe'deki en güzel karşılığı: "Oyunu bozan, g*** borozan" dır...
Oh! Don't be such a wet blanket!
Well, I don't mean to be a wet blanket, but ... Walla, eğlencenizi bozmak istemem, ama ...
My sister's husband is a real wet blanket and we all have a hard time getting on with him. to get on well with smb = iyi geçinebilmek, uyuşmak, arası iyi olmak...
We deliberately didn't invite him to come with us. He's such a wet blanket. All he does is to keep others from enjoying themselves by his pessimism and lack of enthusiasm. No wonder that no one wants him around. deliberately = bile bile, maksatlı olarak... no wonder = hiç şaşmamak gerekir ki... lack of /LÆK/ = yokluğu, olmaması... enthusiasm /en-THU-siæzm/ = (çok önemli bir kavram) şevk, heyecan, istek, heves, neş'e, dört elle sarılma...
"Has the cat got your tongue?"
"What's the matter, cat got your tongue?"
= rendered speechless, most usually by feelings of guilt or embarrassment... = çoğunlukla, suçluluk veya mahçubiyet duyguları ile ağzını açıp bir kelime söyleyememek, susup kalmak... to render = Bizde nedense az tanınan bir sözcük olan bu fiil, bizdeki "kılmak, ... hale getirmek" fiilinin tam karşılığıdır...
Biliyorsunuz, kara kediler uğursuzluk getirir (= bring bad luck); kedilerin dokuz canı vardır (=have nine lives); hatta size şok geçirten ev telefonu faturalarındaki şehirlerarası uzun konuşmaları da evin kedisi yapmıştır (= make long distance calls); ama buradaki deyimde suçun bu sevimli hayvanlara yüklenmesi ilginç. Aslında, bu deyimin kaynağına ilişkin tezler ucuca sıralansa dünyayı iki kez dolaşır sanırım.
= rendered speechless, most usually by feelings of guilt or embarrassment... = çoğunlukla, suçluluk veya mahçubiyet duyguları ile ağzını açıp bir kelime söyleyememek, susup kalmak... to render = Bizde nedense az tanınan bir sözcük olan bu fiil, bizdeki "kılmak, ... hale getirmek" fiilinin tam karşılığıdır...
Biliyorsunuz, kara kediler uğursuzluk getirir (= bring bad luck); kedilerin dokuz canı vardır (=have nine lives); hatta size şok geçirten ev telefonu faturalarındaki şehirlerarası uzun konuşmaları da evin kedisi yapmıştır (= make long distance calls); ama buradaki deyimde suçun bu sevimli hayvanlara yüklenmesi ilginç. Aslında, bu deyimin kaynağına ilişkin tezler ucuca sıralansa dünyayı iki kez dolaşır sanırım.
= doing one's best or trying harder than one needs to in order to please someone or do something he/she wants.
Walla, bu "kendini sırtıstü geriye doğru yay gibi kaykıltma" pozisyonu insanın zihninde türlü şüpheler uyandırmıyor değil, ama inanınız ki deyimin İngilizce'de gayet düzgün ve muğteber bir anlamı var. (Bizdeki hayal gücü adamlarda ne gezer?!) İşte örnekler:
Rest assured. I will bend over backwards to help you get a promotion in the company. Rest assured = Emin olabilirsin.
She bends over backwards to please her mother-in-law.
= someone who spoils the pleasure of others... Eşanlamlı sözcükler (synonyms): spoilsport, killjoy, party pooper...
İşte örnekler:
N.B. En azından İngiliz kültürü için söyleyeyim: Adam gibi adam olmak için önde gelen koşullar: "to have a sense of humour" = mizah duygusundan yoksun olmamak (özellikle de kendi kendinle dalga geçebilmek); enthusiasm; "to be fair" = adil olmak, hakça davranmak, kemer altına vurmamak; "never to tell a lie" = asla yalan söylememek... Adam gibi adam olmak kolay değil, dostlar...
He has no emotional intelligence. He is a far cry away from being a good husband, or a good father, for that matter. Instead he is always critical of them and a real wet blanket all the time. emotional intelligence = "duygusal zeka"... (başkalarının duygularını anlayabilme; "odun" gibi olmamak... a far cry away from being = olmaktan çok uzak... for that matter = aslına bakılacak olursa... is always critical of them = onları durmadan eleştiriyor...
Böylece, balayı ve cicim ayları kaçınılmaz biçimde bittiğinde eşinize karşı ağzınızdan ilk dökülecek sözleri de öğrenmiş oldunuz:You’re getting to be a real wet blanket, you know that? You’re no fun at all anymore...Hepinize sabır ve benimki kadar uzun bir evlilik dilerim: Sonunda bitap düşüp, güzel güzel geçinmeyi öğreniyorsunuz...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Popular Posts
-
Ah min el- aşkı ve hâlatihi Ahraka kalbî bi hararatihi Ma-nazara aynî ilâ gayrikum ...
-
bir ve olmak bu için o ben demek çok yapmak ne gibi daha almak var kendi gelmek ile vermek ama sonra kadar yer ...
-
My name is Catherine, but I'm called 'Kate' by my friends. I live near Leeds, in the north-east of England. I'm a dental n...
-
به دنیا دل نبنده هر که مرده از بابا طاهر-Baba Tahir’den 16 11 2013 ز دل مهر رخ تو رفتنی نی غم عشقت به هر...
-
More to Read 1 - 2 ve Cevap anahtarları odtu metu reading book https://yadi.sk/d/PzFvxUttdFGjN C...
-
Nuh Der, Peygamber Demez İnatçı ve katı düşüncelere sahip olmak, düşüncelerinde ısrar etmek, insan ve toplum için bir fayda getirmez. A...
-
Le temps, c'est de l'argent. ( Lö tan se dö larjan.) Les bons comptes font les bons amis. ( Le bon cont fon le bonzami.) Dog...
-
dılcık: sulu, şımarık kişi yalacan: sırnaşık dığan: sahan, tava peşkir: havlu buva: baba künge: kül gı: kız napıpdurun?=napıyorsun? ...
-
the economist (pdf + mp3) time newsweek reader's digest newyorker https://yadi.sk/d/U7Ec9ojMseGkF