Öne Çıkan Yayın

kelime videoları

https://www.youtube.com/channel/UC91Wrsi_25Ts3280rX8CLDw                                               ...

İngilizce etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İngilizce etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Kasım 2017 Cuma

Arapça İngilizce Tercüme

Arapça İngilizce Tercüme




16 Mart 2017 Perşembe

2000 Bilingual Phrases Spanish English İspanyolca İngilizce Espagnol

2000 Bilingual Phrases  Spanish English İspanyolca İngilizce  Espagnol





"1. Habla tan rapido que es diffcil
entenderle.
z iNinos,vayadesorden!
3. Tenfa tantos admiradores que no
sabfa cual elegir.
4. Nos quedaba tan poca agua que no
podfamos lavarnos.
5. Le quedaba tan poco tiempo que era
imposible que lo terminara.
6. Eran tan pocos que no pudieron parar
el ataque enemigo.
7. i Hay tantas preguntas por responder!
a Tuvieron tanta lluvia que hubo
inundaciones.
9. Era un perro tan fiero que nadie se
atrevia a acercarse.
10. El perro era tan fiero que nadie se
acercaba.
n. Yo no sabfa que el problema era tan
diffcil.
12. Eran tan pocos que es diffcil ver como
pudieron ganar.
13. Es un chico tan pelma que su propia
mad re no le soporta.
14. Fuetaltonteriaquetodoelmundo
se rio.
is. Llovio tanto que tuvimos que
abandonarelpartido.
16. La Sra. Robinson es tan agradable
que todo el mundo la adora.
17. Nos sirvio un cafe tan bueno que nos
quedamos toda la tarde.
18. Hablo durante tanto tiempo que todos
nos dormimos.
19. A ella le dan tanto dinero que puede
permitirse todo lo que quiera.
20. Era tan alto que tenia una nube
en un ojo.
2000
frases bilingues
nivel El
21. Hay tantas cosas que hacer en esta
casa que no se como empezar.
22. iEstanraroverteatiporaqui!
23. Tengo tan poco dinero que mas vale
quemequedeencasa.
24. Nunca en la historia de la humanidad,
tan pocos consiguieron tanto.
25. Thumbelina era tan pequena que
vivfa en una cascara de nuez.
26. Como mi perro adora las pizzas,
nunca ladra al repartidor de pizzas.
27. Es un chico tan apuesto que todas las
chicas se enamoran de el.
28. Tenia tanto frfo que no podia dormir.
29. Estaba lloviendo tanto que me quede
en la cama.
30. Esta chica es tan guapa que todos los
chicos estan locos por ella.
31. Haces un cafe tan horrible que nadie
puede beberlo.
32. Tan terribles fueron las noticias que
sederrumbo.
33. Tan engreida era la joven que nadie
salia con ella.
34. Habfa tanto por ver que nos
quedamos un par de dias mas.
35. Habfa tanta gente que no pudimos
entrar.
36. Tienen unos jugadores tan buenos
que son imbatibles.
37. Sus manos son tan rapidas que el ojo
ho puede seguirlas.
38. Su genio es tal que nadie se le acerca.
39. Habfa llovido mucho, asf que habfa
charcos por todos los sitios.
40. Como habfa helado, habfa hielo por
todos los sitios."

"1. He speaks so fast that it is
difficult to understand him.
2. Children, you've made such a
mess!
3. She had so many admirers that
she didn't know which one to
choose.
4. We had so little water left that
we couldn't have a wash.
5. He had so little time left that it
was impossible for him to finish
it.
6. They were so few that they
couldn't stop the enemy attack.
7. There are so many questions to
answer!
a They had so much rain that there
were floods.
9. It was such a fierce dog that
nobody dared to approach it.
10. The dog was so fierce that
nobody approach it.
11. I didn't know that the problem
was so difficult.
12. They were so few that it's
difficult to see how they could
win.
13. That boy is such a nuisance that
his own mother can't stand him.
14. It was such a nonsense that
everybody laughed.
is. We had such a lot of rain that we
had to give up the match.
16. Mrs Robinson is so kind that
everybody loves her.
17. He served us such good coffee
that we stayed all the evening.
18. He spoke for such a long time
that we all fell asleep.
19. She gets so much money that
she can afford all she wants.
20. He was so tall that he had a
cloud in an eye.
39
2000
bilingual phrases
level 4
21. There are so many things to do
in this house that I don't know
how to start.
22. It's so strange to see you here!
23. I have so little money that I'd
better stay at home.
24. Never in the history of humanity,
so few achieved so much.
25. Thumbelina was so little that she
lived in a nutshell.
26. As my dog loves pizza, he never
barks at the pizza delivery man.
27. He is such a handsome boy that
all the girls fall in love with him.
28. I was so cold that I couldn't
sleep.
29. It was raining so much that I
stayed in bed.
30. This girl is so pretty that all the
boys are mad about her.
31. You make such horrible coffee
that nobody can drink it.
32. So terrible was the news that
he/she broke down.
33. So conceited was the girl that
nobody went out with her.
34. There was so much to see that
we stayed a couple of days
more.
35. There were so many people that
we couldn't get in.
36. They have such good players
that they are unbeatable.
37. His hands are so fast that the
eye can't follow them.
38. Her temper is such that nobody
gets near.
39. It had rained hard, so there
were puddles everywhere.
40. As it had frozen, there was ice
everywhere."

Traducciones Para Las Escuelas Spanish English İspanyolca İngilizce

Traducciones Para Las Escuelas  Spanish English İspanyolca İngilizce


Translations for the school of languages





Using Phrasal Verbs Exercises English İngilizce

Using Phrasal Verbs Exercises  English İngilizce





Using Prepositions Exercises Spanish English İspanyolca İngilizce

Using Prepositions Exercises  Spanish English İspanyolca İngilizce








8 Eylül 2015 Salı

İngilizce - Fransızca sözlükler



İngilizce - Fransızca sözlükler


  • For beginner to advanced, as well as professional and business users
  • Tools for speedy and accurate translation of any text on your computer
  • Over 80,000 words and phrases and more than 120,000 translations
  • Can be used with any other computer application to translate words and phrases
  • Crosswords, Statistics, Shooting Gallery, AudioPad
  • More than 80,000 words and 120,000 translations
  • Can be used with any other computer application
  • Listens for the correct pronunciation of words
  • Records and graphs the user's progress
  • Crosswords and other learning exercises






https://yadi.sk/d/5OyC5X1BiwvoH


https://yadi.sk/d/19BtuuKyiwvsD


https://yadi.sk/d/GoDSfU1DiyAsC

28 Şubat 2014 Cuma

İmparatorluk Dilleri

İmparatorluk Dilleri

"Türkler en eski çağlardan beri kendi dil ve kültürlerinde bulunmayan şeyleri başkalarından almaktan çekinmemişlerdir. Valery: Aslanın vücudu, yediği hayvanlardan oluşur, der. Yaşayan her varlık, kendisini besleyen gıdayı dışarıdan alır ve kendi bünyesine karıştırır.

Kültür eserleri, kullanılan kelimelere bağlı olduğu için, zaruri olarak ana dile yabancı kelimeler girer. Bunlar birike birike bir okyanus teşkil ederler. Dünyada saf hiç bir ilim ve kültür dili yoktur. Bu bakımdan özleştirmecilik tarihin akışına ve kültüre aykırıdır." Kaplan'ın bu hükmüne katılıyoruz. Nihat Sami Banarlı ise, imparatorluk dillerinden bahsediyor:

"Diller, fonetik gelişmelerine, morfolojik teşekküllerine; doğuşlarına, yayılışlarına, basit veya sentetik diller oluşlarına ve daha başka dil kanunlarına göre, türlü araştırmalara mevzu olmuştur.

Fakat dillerin, bir de milletlerin mazisinde tarihî kaderine ve yaşadıkları maceralara göre, bizzat tarih eliyle yapılmış bir sınıflanışı vardır.

Evet bir kısım diller vardır ki, yalnız bir vatanda değil, birçok vatanlarda devlet kurmuş milletlerin dilleridir. Bu diller, normal olarak, medeniyet ve hâkimiyet götürdükleri ülkelerin dillerinden derlenmiş kelimelerle de zenginleşmiş büyük dillerdir. Başka bir deyişle imparatorluk dilleridir.

Bu dillerin sâhipleri, hâkim oldukları topraklardan vergi alır, baç alır, mahsûl toplar gibi, kelime de alırlar. Hem bu alışın ölçüsü de yoktur. Kendilerine lâzım olduğu kadar veya canlarının istediği kadar alabilirler. Çeşitli ülkelerden derledikleri lüzumlu kelimeleri alırken de kendi dillerinin gramerine, estetiğine ve fonetiğine göre millileştirerek, kendi kelimeleri yaparlar. Biz bunlara, öteden beri fethedilmiş ülkeler gibi "fethedilmiş kelimeler" diyoruz.

Bu saydığımız vasıflara, şüphesiz bazı farklarla uygun imparatorluk dilleri, Arapça, Türkçe, Latince, İngilizcedir. Bu dillerin hiç biri "özdil" değildir. Esasen yeryüzünde hiç bir kültür ve medeniyet dili hiç bir zaman "özdil" olmak taassubuna ve basitliğine iltifat etmemiştir.

Meselâ yakın asırlara kadar, Lâtinceyi özdil sananlar vardı. Fakat dil, tarih ve edebiyat tarihi araştırmaları ortaya koydu ki, Lâtince özdil değildir. Bu lisanın kelimelerinin % 50 si Yunancadan alınmıştır. Geri kalan kelimelerin de mühim bir kısmı değişik ölçülerle, Lâtinceye başka dillerden girmiştir.

Fakat her büyük dil gibi, Lâtincenin de "sesi" ve "mimarisi" millîdir.

Lâtincenin özdil olmadığı anlaşılınca, bütün gözler Yunancaya çevrilmiş ve ilk anlarda öyle sanılmıştır ki, dünyanın ilk büyük destan edebiyatını, şiirini, trajedisini, felsefesini ve mitolojisini ortaya koyan Yunanca, özdildir, fakat bu ihtimâl de boşa çıkmıştır. Ve hemen anlaşılmıştır ki, Yunancanın en az yarıdan fazla kelimesi başka dillerden alınmışdır. Bunlar, Makedonya, Anadolu, Suriye ve muhtelif Mezopotamya dilleridir.

En muazzam bir dil olan Arapça da, başta İbranî olmak üzere, Yunancadan, Lâtince'den, Sanskritçe ve Farsçamdan ve daha birçok dillerden kelime almıştır. Başka dillerden alınmış kelimelere Araplar, "muarreb" yani Arapçalaşmış kelime derler. Fakat bu kelimelere, hangi dilden gelirse gelsin, kendi dillerinin damgasını vurmakta büyük ustalık gösterirler.

Arapçanın, Yunancadan alınma Philosophia ve philosophos kelimelerinden felsefe ve feylesof gibi, tefelsüf ve felâsife gibi? yine yunanca sophia kelimesinden, sufî gibi, tasavvuf gibi, mutasavvuf gibi kelimeler ortaya koyması böyledir. Fârisîden alman endâze kelimesinin Arap dili bünyesinde hendese âhengine girmesi ve bundan, meselâ hendesî gibi, mühendis gibi, Türkçe'ye de girmiş kelimeler doğması, böyle bir hâdisedir. Yine Farsçadan alınan devan kelimesinin Arapça divân âhengi alması, bundan devâvin gibi, tedvin gibi, müdevven gibi, kelimelerin doğması böyledir.

Arapçanın, daha Miladın VII. asrında Kur'an Lisanı gibi muhteşem bir ifade kudretine ve yüksek müzikâliteye sâhip, ilâhî bir dil olması, başka dillerden alabildiğine faydalanmış fakat aldığı her kelimeyi, ebekuşağı altından geçirmişçesine, Arapçanın gramerine ve fonetiğine adapte ederek arapçalaştırmış olmasının tabiî zaferlerindendir.

İmparatorluk dillerinden birisi de İngilizcedir. İngilizlerin, "Bahtiyardır o İngilizce ki, onda her dilden kelime vardır." sözü, bu şuurlu imparatorluk dili anlayışının bir ifadesidir.

İngilizce de, tıpkı Arapça gibi, başka dillerden aldığı kelimeleri, hususî bir söyleyişle, yani bu kelimelere İngilizcenin sesini vererek millileştirmiştir.

Bu dilde, bugün, hâlâ % 75 nispetinde Lâtince ve Fransızca kelime vardır. Fakat bu kelimelerde öyle bir ses değişikliği yapılmış ve kelimeler Öylesine İngilizce olmuştur ki, bunlar, bir milletin kelimelere millî bir musikî verişindeki sihirli coğrafya tesirini ve kavmi" dehâyı gösterir.

Meselâ aslı Lâtince olan Cultûra kelimesinin Fransızcası kültür (culture), fakat İngilizcesi "Kalçır"dır. Kalçır artık İngilizcedir.

Tıpkı bunun gibi, finâl kelimesi Fransızca, fakat aynı şekilde yazılan ve aynı mânâda kullanılan faynıl, İngilizcedir. Fransızcada kestiyon telâffuz edilen kelimenin İngilizce'de Kuveşçın âhengine girmesi de böyledir. Kuveşçın İngilizcedir.

Görülüyor ki, dillerin kelimeleri değil fakat sesleri millîdir. Her dilin kendi iç ve dış musikisi millîdir.

Hiç bir medeniyet dilinin bütün kelimeleri millî olamaz, fakat sesi mutlaka millî olur. Bir de mimarîsi millî olur. Yani kelimelerin yanyana gelmesinden doğan söz istifi, bu yanyana gelişlerin meydana getirdiği ifade âbidesi millîdir. Kısaca cümle yapısı millîdir.

Onun İçin bizde "devrik cümle" millî değildir. O kadar ki, Türk ancak telaşlandığı, dili dolaştığı, acele konuşmak zorunda kaldığı, kısaca şaşırdığı zaman devrik cümleyle söyler. Zamanımızdaki devrik cümle bolluğu da böyle bir şaşkınlığın ifadesidir.

Türkçe, daha Ortaasya'daki kuruluş asırlarında bile, özdil değil bir imparatorluk diliydi. Zamanla kendisine lâzım olan eşya, iman, tefekkür ve hayata ait kelime ve mefhumların mühim bir kısmını başka dillerden almıştır.

Meselâ, en eski Türkçeye "TÖRE" kelimesi, İbrânîceden, "ev" kelimesi Arâmî dillerinden; bugün öztürkçe zannedilen ve "şehir" kelimesi yerine kullanılmak istenen "kend" "kand" "kent" kelimeleri Soğdsanskrit dillerinden; acun kelimesi Soğdcadan; Yunancadan semâ mânâsındaki kök (gök) kelimesi; Oğuz Kağan destanında rastladığımız "sıra" kelimesi, hatta kahraman mânâsındaki "âlp" kelimesi Moğolcadan girmiştir. Yine Oğuz Kağan Destanında rastladığımız "dost" kelimesi, Türk diline Farsçadan girmiştir. Eski Türkçede böyle kelimelerin sayısı çoktur.

Sebebi anlaşılamaz bir davranışla bazı kimseler, Türkçeye daha çok Moğol istilâsından sonra ve tarihte ilk defa zorla sokulmuş, bir takım geri kelime ve ekleri de Türkçe sanmış ve bunları Türkiye Türkçesinde diriltmeye kalkışmışlardır. Bugün devlet teşkilatında kullanılan “sayıştay, danıştay, Yargıtay” gibi kelimelerdeki ekler, böyle ek'ler ve böyle yanlışlardır. Bu kelimeler Türkçe değildir. Yine onların uydurdukları görev, ödev, saylav, söylev gibi kelimelerdeki ekler de böyledir. Bu kelimeler de Türkçe değildir. Tarihte büyük medeniyet kurmuş milletlerin Türkçede tamâmiyle millîleşmiş kelimeleri atıp, yine tarihte Türk milletine en büyük fenalığı yapan Moğollar gibi barbar bir kavmin kelimelerini, bu millete, Türkçedir diye kabul ettirmeye kalkışmak en azından şaşkınlıktır.

Bir dilin, yalnız bir vatanda değil, birçok vatanlarda işlenip güzelleşmesi, o dile, bu engin vatan topraklarından yükselen, zengin ve üstün sesler kazandırır. 0 milletin dili, musikî üstünlüğüne yükselir. Türk dili üzerinde yürekten konuşabilmek için, önce bu musikîyi, yani bu vatanın seslerini duyabilmek ve anlayabilmek lâzımdır.

Türk dili, bugünkü Türkiye topraklarına, eski Asya ülkelerimizin hür ufuklarla çevrili bozkırlarından kopan gür ve erkek sesli bir musikîyle gelmiştir. Bu sebepledir ki, Türkiye Türkçesinde eski bozkır sesleri ve İdil ırmağının akışından yükselen sesler vardır.

Fakat Türkiye Türkçesinde bu kadîm sesler yanında Nil Nehri'nin taşkınlığı da seslenir;. Dicle'nin, Fırat'ın, Tuna'nın, Meriç'in ve Anadolu ırmaklarının akışları da...

Türkiye Türkçesinde Karadeniz kıyılarının poyraz rüzgarı kadar canlı, çevik ve çabuk sesler de vardır; Adalar denizi sahillerinin Lodos rüzgârı, zeybek musikîsi ve efe raksı gibi heybetli, ağır ve atmosfer dolduran sadâları da...

'Aynı dil Tanrıdağı rüzgârlarının uğuldayan seslerinden ne kadar hâtıra saklıyorsa, Macaristan Ovalarında, dünyaya gücümüzü tanıtmak için ilerleyen Sultan Süleyman ordularının hür davullarında da o kadar heybet ve hâtırayla yüklüdür.

Arabistan çöllerinin uzun, İran yaylalarının uzatılan sesleri; İtalyan sularında, korsanlar kadar, dalgalarla da çarpışan leventlerin bu.-zafer ve mâcerâ ufuklarından getirdikleri gür sesler, Türkiye Türkçesinde ve onun bütün yaşayan kelimelerinde bir musikî saltanatı hâlinde mevcuttur.

Böyle bir dilin kelimelerini hor görmek, hakir görmek, dilden atılabilir görmek, en az onların "oluş ve yontuluş" tarihini bilmemekten, hatta sevmemekten doğan büyük gaflettir.

Milletimiz tarafından fethedilmiş topraklar nasıl vatanımız olmuşsa aynı şekilde "fethettiğimiz kelimeler" de bizim kelimelerimiz olmuştur. O kadar ki, yıllarca evvel, Asya'daki verdiğimiz topraklar yetmiyormuş gibi, bizden Kars'ı ve Ardahan'ı isteyen ihanet dolu yabancı emele karşı bir şairimizin söylediği gibi:

Verilmeyecek şeyler vardır,
Şeref gibi, şan gibi...
Kars gibi, Ardahan gibi...


mısralarından yükselen sesler, nasıl, "toprak verilemez" diyorsa, tıpkı bunun gibi, asırlarca malımız olmuş, sesimizle, sanatımızla işlenmiş; ev, aile, köyümüze, aşk ve imanımıza girmiş; heyecanımıza işlenip vicdanımıza yerleşmiş ve bizim olmuş kelimeler de verilemez! Bunlar bizim zafer ve şeref hatıralarımızdır. Bunlar bizim büyüklük devirlerimizin ve yüce duygularımızın zafer âbideleridir. Bizimdirler ve bizim kalacaklardır."

Dilde Yabancılaşma

Dilde Yabancılaşma

Bir televizyon kanalı, 'Best Model Türk Dili Konuşan Ülkeler' yarışması düzenlemiş. Yani Türk dili konuşan ülkelerin mankenlerinin yarışması. Hem Best Model, hem de Türk Dili konuşan ülkeler... Tam, 'altı kaval, üstü şeşhane' deyimine uygun bir durum...
Maalesef günümüz insanı sözlerinin arasına İngilizce, Fransızca vb kelimeleri sokuşturmayı kültürlü olma göstergesi addetmektedir. Sadece sözlerinde yer vermekle kalmayıp, günlük hayattaki bir çok eşyayı ve kavramı da yabancı kökenli kelimelerle anlatmaktadır. Özellikle gençler olmak üzere insanlar artık; 'Blue Jean Center'dan aldığı 'new creation' kıyafetleri giyerek, 'restaurant'a veya 'fast food'a gidiyor. Kapıda 'closed' yazarsa geri dönüyor, 'open'i görünce 'push'u da okuyup kapıyı iterek içeri giriyor. 'Köfte burger' yiyip çıktıktan sonra; 'cafe'ye ya da 'wc'ye gitmek isteyebilir. Daha sonra 'new style dizayn' edilmiş 'club'larda vakit geçiriyor. Eğlencesi genellikle 'non stop'tur. Saçlarına, üzerine 'sprey' sıkmıştır. Arabası 'steyşin' olabilir. Yedek tekerleğe ihtiyacı yoktur, nasıl olsa 'stepne'si vardır. Mükellefi 'stopaj' öder, çiftçisi 'sübvansiyon' bekler, borsacısı 'spekülasyon' yapar. Sanatçıları 'star'dır. 'Suare'de veya 'matine'de mutlaka bulunmalıdır. Tercümesi 'spontone', anlaşması 'stand-by'dir. Yarım gün tatildedir. Ona ihtiyaç duymaz. Çünkü 'part-time' çalışmaktadır. Yılbaşında 'eşantiyon', 'promosyon'lar dağıtılır. Ortamın 'steril' olmasına çalışır. Ancak genellikle 'stres'li olduğundan 'spazm' geçirir.

Yabancı kökenli bu kelimelerin dilimizde bu kadar çok yer tutması, günlük hayatta tabelalarda, basında, caddelerde bu kadar çok kullanılması, dilimizin geleceği konusunda kaygılanmayı gerektirecek boyuttadır. İnsan birçok büyük şehrin caddesinde dolaşırken, kulaklarını tıkayıp sadece tabelalara baksa, kendini rahatlıkla yabancı bir ülkede hissedebilir.

Bu durumun yeni bir şey olmadığını, eskiden de buna benzer durumlarla karşılaşıldığını kaynaklardan, eski yazarların hikâye ve romanlarından öğreniyoruz. Bu konuya değinen yazarlardan biri de Ahmet Hikmet Müftüoğlu'dur. Yazar, 1922 yılında yazdığı 'Turhan Nasıl Çıldırdı?' adlı hikâyesinin kahramanı Turhan'ın şahsında şunları anlatmaktadır: Turhan sokakta, duvarlarda ve cemakânlarda, dükkânların üstlerindeki Fransızca, İngilizce, Almanca, İtalyanca hattâ Rusça ilânlara, yaftalara, reklâm afişlerine bakar: 'Yarabbi! Bu memlekette bir zabıta, bir şehremaneti (belediye başkanı), bir matbuat nizamnamesi yok mu?' diye feryat ederdi. Çünkü Avrupa'nın hiçbir tarafında yerlilerin lisanından başka bir dil, bir yazı ile sokaklarda ilân, yafta görmemişti.

Paris'te, Londra'da, Newyork'da dersaadetten pek çok ecnebi mevcut olduğu halde, İngiltere ve Amerika'da İngilizce'den gayrı sokaklarda bir yazı görülmezdi. Ekseri kahvehanelerde; 'ena isketo' lokantalarda 'ona kutleta', iskelelerde 'ena pedi' çığlıkları biçâre Turhan'ın kulaklarını törpüler delerdi. 'Bu nasıl millî, bu nasıl resmî lisan? Bu nasıl memleket, bu ne kayıtsız, duygusuz millet?' derdi.

Genç; tasavvurunun, tahammülünün farkındaki bu hallere karşı daima isyan ederdi. Polis müdürüne, matbuat müdürüne gider, baştan savulurdu. Ceridelere makaleler yazar, sansür çıkarırdı. Büyük makamlara lâyihalar (dilekçe) takdim eder, 'hıfz' işaretiyle evrak odalarına gönderilirdi. Bu suretle muvaffak olamayınca, yeni ve ateşli bir nesil yetiştirmek için evvelâ hususî bir mektebe fahri, sonra devlet mekteplerinden birine muvazzaf (kadrolu) muallim oldu. Bir müddet geçti, talebeyi dersten başka şeylerle meşgul ettiği suçlamasıyla kınamaya maruz kaldı, istifaya mecbur oldu.'

Restaurant, cafe, center, shop, night clup, wc, express, highlife, newline, colelction, color foto, by by, pardon, part time, full time, carrier, family, jean, new style, creation, open, closed, push, cottonland, full automatice, best model.. vb kelimelerle de, bugünün Turhanlar'ı karşılaşmakta. Ancak günümüzün Turhanları'nın, hikâye kahramanı Turhan kadar şuurlu oldukları söylenemez. Bu kelimelerin kullanılmakla yetinilmemesi, genellikle İngilizce'de yazıldığı şekilde yazılması, söylendiği şekilde telaffuz edilmesi büyük bir çoğunluğu rahatsız etmemekte, çoğunun dikkatini dahi çekmemektedir.

Yazarın seksen sene önce gördüğü ve hikâyeleştirdiği bir meselenin halledilmesi bir yana, bugün daha vahim bir durum almış olması, yeterli çalışmanın yapılmadığını göstermektedir. Seksen sene sonra yine aynı manzaralarla karşılaşılmaması için alınması gereken bazı tedbirler olmalı.

Fertler bu konuda hassas olmalıdır. Türkçe karşılığı bulunan yabancı kökenli kelimeleri kullanmaktan kaçınılmalıdır. 'Pardon, çok pardon' yerine, 'afedersiniz, özür dilerim, izin verir misiniz' vb cümleleri pekâla kullanabiliriz. 'Mersi' yerine 'teşekkür ederim, sağ ol' diyerek, meramımızı ifade etmek değerimizi eksiltmez. Yabancı kökenli karşılıklarını kullanmanın değerimizi artırmayacağı gibi...

Yazılı ve görüntülü iletişim vasıtalarında çalışanlar; yazılarında, programlarında Türkçe kelimeleri kullanmaya özen göstermelidirler. Bu yayınları seyredenler bunları örnek almakta ve bunlardan etkilenmektedir. Buralarda duydukları, gördükleri, okudukları kelimeleri bir süre sonra kullanmaya başlamaktadırlar. Sözgelimi yılbaşı dolayısıyla hazırlanan bir programda sahneye; 'New Years' yazılı bir yazı asmak ne seyirci sayısının artmasına, ne de programın kalitesine bir katkıda bulunabilir. Bunun yerine, 'Mutlu Yıllar, Mutlu Seneler, İyi Yıllar, İyi Seneler', gibi ifadeler kullanılabilir. Böylece muhatap ne denilmek istendiğini daha rahat anlar ve programda meramınızı daha kolay anlatmış olursunuz. Sahası ne olursa olsun, dil konusunda eğitimcilere çok büyük vazife düşmektedir. Sadece eğitimciler değil, herkesin; Türkçe'nin doğru ve güzel kullanılması konusunda büyük bir hassasiyet göstermesi, çok şuurlu davranması, dilimizin geleceği açısından son derece önemlidir.



Dil Plânlaması Ve Sosyal Değişim

Dil Plânlaması Ve Sosyal Değişim


Dil, sadece insanlar arası iletişimi temin eden bir sistem değildir. İnsanın zihni, kalbî ve ruhî melekelerinin de çalışmasına vesile olan bir vasıtadır. Mefhum üretme, düşünme, tefekkür, mantık, değerlendirme, tahlil, terkip gibi birçok zihnî faaliyet dil aracılığıyla yapılır. İletişimin şekli ve muhtevası kültürel ve sosyal gelişmelerle birlikte değişiklik gösterir. Ekonomik, teknolojik ve kültürel yönden hızlı bir gelişim içinde olan milletlerin dilleri de hızlı bir değişim geçirir. Bir ülkenin dil ve iletişim anlayışına göre de o ülkenin vatandaşlarının ekserisinin düşünce vetireleri (süreç) ve dünya görüşleri şekillenir. Zira okuduklarımıza veya dinlediklerimize mana veya değerleri, hafızamızdaki tedailer yoluyla veririz. Dildeki değişim, tedailerdeki, dolayısıyla manalardaki, davranış ve tutumlardaki, kısacası hayattaki değişiklikleri doğurur. Bir dildeki değişim sebeplerini şu şekilde tasnif etmek mümkündür:

1. Yeni terminolojilerin ortaya çıkması. Bunlar:
a. İlmî keşifler.
b. Teknolojik gelişmeler
c. Kültürel değişiklikler.
d. Üretim ve hizmetlerdeki, bürokratik işlemlerdeki gelişmeler yoluyla olabilir.

2. Yeni dil kalıplarının ortaya çıkması. Bunlar da şu yollarla olabilir:
a. Milletlerarası ticaret.
b. Kültürlerarası mübadeleler (turizm, göç).
c. Milletlerarası toplantılar.
d. Diplomatik ve diğer resmi ilişkiler.
e. Uluslararası ilişkiler (ittifaklar, mübadeleler, husumetler).
f. İletişim kurma kabiliyetlerini geliştirmek gayesiyle verilen eğitim.
g. Nüfus içindeki kültürel, sosyal, ekonomik ve eğitimle ilgili farklılıklar.

3. Yeni fikirlerin ve düşünce şekillerinin ortaya çıkması:
a. Siyasi değişim.
b. Felsefî, manevî ve dinî gelişmeler.
c. Sanat ve edebiyat alanındaki gelişmeler.
d. Liderler ve yenilikçiler tarafından belirlenen
modeller ve misaller.
e. Medyanın ortaya attığı misaller.
f. İletişim sürecinin tahsili konusunda ileri seviyede yapılan akademik çalışmalar.

4. İletişimle ilgili teknolojideki gelişmeler:
a. Bilgisayarda kullanılabilecek sözel, nümerik veya grafik dilleri için hazırlanan donanım ve yazılımlardaki gelişmeler.
b. Nakletme ve neşretme konusundaki yenilikler.
c. Bilgisayar destekli iletişimin yaygın hale gelmesi.

5. Dilbilimindeki ve ilişkili olduğu bilimlerdeki gelişmeler:
a. Bilgisayarlar, robotlar ve otomasyon aletleri için geliştirilen diller.
b. İletişim teorisindeki gelişmeler.
c. Zihnî, sözel ve sentaktik (cümle bilgisine ait) vetirelerin (süreç) daha iyi anlaşılır hale gelmesi.
d. Dil ve davranışlardaki ahengi ve kararlılığı artırmaya yönelik beyan tahlili (discourse analysis), mana ilmi (semantics), metindilbilim (textlinguistics) ve tefsir ilmi (hermeneutics) gibi alanlarda yapılan araştırmalar.
e. Yeni bilgiler ve anlayışlardan istifade etmek ve dili mücmel (az söz), kesin ve
tesirli bir ferdi ve içtimai iletişim vasıtası haline getirmek için yapılan planlı değişiklikler.

Bir cemiyetin dilindeki değişmeler bir anda ortaya çıkmaz ve bunlar öylesine sessiz devam eder ki her değişiklik safhası için bir “siren” çalan olmadığı için, çoğu insan nelerin olup bittiğinin farkına bile varmaz. Bu derinden derine olan değişim, ancak toplumun benimsemesine göre şekillenir, fakat siyasi ve entellektüel çevrelerce bu vetirenin yönlendirilmesi ve hızlandırılması da mümkündür.

Yazı dili, orijinal haliyle zaman geçse de muhafaza edilebilir, ama bir dil ancak “kullanıldığı” zaman hayatını devam ettirir. Onu kullananların eğilimleriyle de bir kalıba girer. Şartlar kullanımı değiştirdikçe, dil de değişikliğe uğrar. Şu halde kendi
lisanımızı takviye, tespit ve takrir etmek istiyorsak, sürekli olarak kendi terminolojimizi, hem de her türlü iletişim vasıtasıyla kullanmamız elzemdir.

Her ülkenin kendine has dil politikası yoluyla, kültürel, ekonomik ve siyasi mevcudiyetini devam ettirmeye çalıştığı bilinen bir gerçektir. Amerikalıların kültür dernekleri ve kütüphaneleri, İngilizlerin “British Council”ı, Almanların “Goethe Institute”leri ve Fransızların “Alliance Française”si hep bu gaye için, bilhassa yabancı ülkelerde kurulan müesseselerdir. Bu tür kurumlar, kendi dillerinin yaygınlaşması için kütüphaneler açar, ortak çalışmalar yürütmek için akademisyen mübadelesi yaparlar.

Hemen hemen her ülkede, yazılı, sözlü veya görüntülü yayınlarda kullanılan dili kontrol eden birimler mevcuttur. Bunlar o ülkedeki dil kullanımını bile değiştirecek
kadar tesirli kişilerdir. Mesela ABD’deki feminist dergilerin editörleri cinsiyet ayrımı yapan ifadelerin yer aldığı makaleleri neşretmeyeceklerini söylemektedirler. BBC, CNN gibi meşhur TV kanallarının programlarındaki diplomatik dil ise suya sabuna dokunmadan insanların zihinlerini kontrol etmede uzman olan dilbilimciler tarafından tespit edilir. İsrail’de ise radyo yayınlarının metinlerini tashih eden İbranice uzmanları bulunur. Şu halde mevcut yayınlarımızı ve ileride yapmayı planladıklarımızı, kendi anlayış eleğimizden geçirecek, kalburüstü editörlere ihtiyaç olduğu açıktır.

Dil planlaması ile sosyal değişimin birbiriyle ne kadar yakından ilişkili olduğunu gördük. Şimdi de isterseniz, 10 milyon m2’lik bir alanda, lehçeleriyle de olsa 160 milyon kişinin konuştuğu dilimizin kıymetinin artırılması adına neler yapabileceğimizden bahsedelim.

1. Yabancı ülkelerde Türkçe öğretim merkezleri açılabilir.
2. Türkçe’yi inceleyen kurum ve bilim adamları ile irtibat kurulabilir. Ortak seminer, konferans, panel ve toplantılar tertip edilebilir.
3. Akademisyen ve talebe mübadelesi yapılabilir.
4. Gramer kitapları ve sözlükler hazırlanabilir. Bu sözlükler:
a. Her sahanın kendisine has teknik terimlerini.
b. Kendi eserlerimizden iktibasları.
c. Gayri tabii ve yanlış kullanımları ihtiva edebilir.

Bu lügatlardan bir kısmının mefhumların çerçevesini çizecek şekilde hazırlanmalarına dikkat edilmelidir. İngilizce Collins Cobuild sözlüğünde olduğu gibi bilgisayar destekli hazırlanmasında büyük fayda vardır. Yine İngilizce BBI sözlüğünde olduğu gibi birlikte kullanımların, yani hangi isimlerle veya fiillerle hangi nesne veya edatların kullanıldığından bahseden sözlüklerin de hazırlanması gerekmektedir. Ansiklopedik lügatler, “güzel adlandırmalardan”, deyim ve atasözlerinden, edebi sanatlardan bahseden sözlükler de büyük bir ihtiyaçtır. Bu sözlüklerin sadece kitap halinde değil, normal ve CDROM disketlerinde de kullanılabilecek mahiyette olmasına dikkat edilmelidir. Metinlerin cümle bilgisi ve dilbilgisini kontrol eden bilgisayar programlarının geliştirilmesi de unutulmamalıdır. Dil bir toplumun temel kuru- mudur demek mübalağa olmaz. Çünkü bir ferdin toplum içinde tecrübe ettiği ilk kurum dildir ve diğer bütün müesseseler bu kurumun düzenli kalıpları üzerine bina edilir. Unutmayalım, bir dili planlamak bir cemiyeti planlamak demektir.

KAYNAKLAR

Cooper R. L. (1989) Language: Planning and Social Change, Cambhdge:CUP
-Exton, W. (1982) “The Future of Language: Basic Tool ol Communication”, Communications and The Future Bethesda: World Future Society.
- Korkmaz, Prof. Dr. Z. (1992) “Orta Asya’daki Yeni Gelişmeler ve Dilcilerimize Düşen Görevler”, Dil Dergisi Sayı: 5



Yabancı Dil Öğretiminde Yabancılaştırma

Yabancı Dil Öğretiminde Yabancılaştırma

YABANCI DİL ÖĞRETİMİNDE YABANCILAŞTIRMA
Dil, insanlar arasında haberleşmeyi sağlayan temel bir vasıta olmasının yanı sıra, millet olmanın da asıl unsurlarından biridir. Dil, milletlerarası münasebetlerin gerçekleşmesi, bilgi alış verişi ve ilmi çalışmaların aktarılmasında da vazgeçilemeyecek değerdedir. Bir başka ifade ile dil, sanki sihirli bir değnek gibi insanları öyle bir noktada bir araya getirir ki, muhataplar ister istemez birbirlerinin tesir sahasına girerler.

Toplumların hayatında böylesine aktif bir rolü olan dil, kültür transferi ve kültürel münasebetlerde de oldukça önemli bir yere sahiptir. Bu husus, bilhassa yabancı dil tahsilinde kendini apaçık ortaya koyar.

Yabancı dil öğretiminin henüz sanayileşememiş ülkeler için ayrı bir yeri olduğu öteden beri yazılıp çizilmekte ve tartışılmaktadır. Bugün yabancı bir dilin öğretilmesini gerekli kılan şartların nasıl tespit edilmesi gerektiğinden tutun da hangi vasıtaların kullanılması ve kime, nasıl, ne kadar öğretilmesi gerektiğine kadar pek çok konu üzerinde tartışmalar olmaktadır. Ne var ki ülkemizde, pek çok kültürel mesele gibi, bu husus da aydınlığa kavuşturulmuş sayılmaz.

Yabancı dil, ilk bakışta gelişmekte olan ülkeleri alâkadar eder görünse de gelişmiş denilen ülkelerin insanları da meslekleriyle alâkalı olarak bir ikinci dili öğrenme durumunda kalmaktadırlar. Serbest ticaret, politika, bilhassa haberleşme ve ulaşım vasıtalarının gelişmesi neticesinde gittikçe küçülen dünya ve artan milletlerarası münasebetler, turizm ve benzeri iş kolları, ikinci bir dili öğrenmenin ehemmiyetini artırıcı faktörlerdir.

Yabancı bir dili öğrenmenin en verimli yolu, o dili konuşulduğu ülkede öğrenmektir. Fakat, ister bu şekilde, isterse başka bir şekilde öğrenilsin, yabancı dilin, O dili konuşan ülkenin kültüründen ayrı düşünülemeyeceği çok açıktır. Bu bakımdan dil, kültür alış verişlerinin en önemli vasıtasıdır. Burada, öğrenilen dile ait ülkenin kültürü, bu dili öğrenen kişileri ister istemez tesir altında bırakır. Herhangi bir dilin dünya üzerinde önem kazanmasının, o dili konuşan ülkenin siyasi ve ekonomik üstünlüğü ile bağlantılı olması da o dilin kültürünü daha da hakîm bir pozisyona çıkarmaktadır. Bu yüzden, ikinci bir dil öğrenmek, bilhassa günümüzde son derece önemli olmakla birlikte, kültür emperyalizmi’ noktasında, kendisine karşı teyakkuzda olunması gereken bir tehlikeyi de beraberinde getirmektedir. Bilhassa İngilizce’nin İngilizlerin sömürgeleştirdikleri her ülkede, mesel Hind yarımadasında, Amerika’da, Avustralya’da; Fransızcanın Kuzey Afrika’da bugün bile birinci dil olma hususiyetini koruması, söylediğimizi teyid etmektedir.

Bugün, bilhassa ülkemizde günlük konuşma dilimize giren bazı ifadeler, yabancı dil yoluyla nasıl bir kültürel asimilasyona açık olduğumuzu göstermektedir. Mesela, artık çoğu gençler, “Allah’a ısmarladık” yerine “bye-bye” diyerek vedalaşmaktadırlar. Yine, birbirlerinden ayrılırken kullandıkları “görüşürüz” ifadesi de, İngilizce’den dilimize geçmiş ve günlük hayatımıza mal olmuş ifadelerdendir. Üstüne üstlük, yabancı filmlerin tercümelerinde yapılan yanlışlar, işe bir başka buud eklemektedir. Mesela, aslında “özür dilerim” demek olan “I’m sorry”, veya sadece “sorry” ifadesi, “üzgünüm” şeklinde tercüme edilmektedir. Bunun yanı sıra, “banyo almak, duş almak, çay almak” gibi ifadeler de yine günlük hayatımıza giren ve Türkçe itibariyle yanlış olan Fransızca ve İngilizce menşeli kullanımlara bir diğer misaldir.

Ülkemizde yabancı dille eğitim yapan okullar ve dil kursları, önemli bir yer tutmaktadır. Bu eğitim müesseselerinde öğrenciler, hazırlık sınıflarında ‘hedef dil’ olarak yabancı dil öğrenmekte ve bu dili, daha sonraki sınıflarda ‘vasıta dil’ olarak kullanmaktadırlar. Dil öğretiminde kullanılan malzemeler, doğrudan veya dolaylı olarak o dili konuşan ülke menşe’lidir. Kitaplar o ülkede hazırlanmakta, kitapların video filmleri aynı ülkede çekilmekte ve yabancı ders aracı olarak kullanılan resim ve kartlar da kitaplardaki mevzulara göre hazırlanmaktadır. Bütün bunlar, tamamen ya o ülkenin kültürünü yansıtmakta veya son zamanlarda bazı ders kitaplarında görüldüğü üzere, yabancı dili öğrenen ülkelerin kültürlerinden bazı unsurlar taşısa da hem asgari seviyede olmakta, hem de diğerine tezat teşkil edici bir hususiyet taşımamaktadır. Yabancı dil, “öğrenme” ve “edinme” faaliyetlerine dayanır. ‘Öğrenme’ şuurlu ise de ‘edinme’ şuursuzdur ve öğrenci, zamanla farkında olmadan kitaplarda verilmeğe çalışılan kültürün tesir sahasına girer. Buna, o kültüre bir hayranlık ve kendi değerleri karşısında bir aşağılık kompleksi de eklenince, artık dili öğrenilen ülke bir taşla iki kuş vurmuş olur. Bugün, İngiltere ekonomisinin dörtte üçünün dile dayandığı söylenmektedir ki bu, üzerinde çok ciddi düşünülmesi gereken bir husustur. Bu şekilde, bilhassa İngiltere ve Amerika gibi ülkeler, hem dilleri vasıtasıyla ekonomilerini düzeltmekte, hem de kültürlerini aşılayarak hâkimiyetlerini sürdürme imkânı bulmaktadırlar.

Yabancı dil öğreniminden vazgeçilemeyeceğine göre, toplumun çeşitli kesimlerinden sözü edilen okullara giden gençlerin çoğunda gözlenen olumsuz tesirlerin önüne geçmek için yapılacak en akıllıca iş, bir yandan öğrencileri kendi öz kültürümüzün değerleriyle donatmak, diğer yandan da okutulacak kitapları bizzat ülkemiz
insanlarına kendi kültürel değerlerimizin istikametinde hazırlamaktır. Bu da herşeyden önce, o yabancı dili çok iyi bilmeyi gerektirdiği gibi, kendi dilimizi ve kültürümüzü bilmeyi ve içinde yoğrulmuş olmayı gerektirmektedir. Ayrıca, gelişen dil öğretim metod ve araçları mevzuunda da belli bir yeterlilik sahibi olmak, son derece mühimdir. Dolayısıyla bu konu, pek çok milli meselelerimiz gibi, gönüllülerini beklemektedir. Ayrıca, öğretmenlerimizin yabancı dili öğretirken dikkatli olmaları ve mevzuları seçici bir yolla işlemeleri de hayati önemi haizdir..

Popular Posts