Öne Çıkan Yayın

kelime videoları

https://www.youtube.com/channel/UC91Wrsi_25Ts3280rX8CLDw                                               ...

dil etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
dil etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Nisan 2017 Pazartesi

Ahmet Ümit romanları 11 dile çevirildi

Ahmet Ümit romanları 11 dile çevirildi


60 ülkede 4 milyon kişiye ulaşan Ahmet Ümit’in romanlarını, kendi dillerine kazandıran 11 çevirmen, 7 Nisan 2017 tarihinde Okan Üniversitesi Beyoğlu Kampüsü’nde bir araya geldi.





Ahmet Ümit’in de katıldığı sempozyumda Ümit çevirilerle ilgili görüşlerini açıkladı. Ahmet Ümit “Çevirmenlerimin hepsi benim için çok önemli. Kitaplarımın çevirmenleri romanlarımı kendi dillerine kazandırmak için adeta yeniden yazıyorlar. Kitaplarımda çok tarihsel bilgi var. Çevirmenlerimin Osmanlı tarihi, Mevlana hakkında bilgi sahibi olması gerekiyor” dedi.
Ahmet Ümit, yalnızca Türkçenin en başarılı ve en çok okunan yazarlarından biri değil aynı zamanda farklı dillere yapılan çevirileriyle edebiyatımızın dünya dillerindeki çok önemli bir temsilcisi.
Okan Üniversitesi 7 Nisan 2017 Cuma günü Beyoğlu Kampüsü’nde gerçekleştirdiği sempozyumda Ahmet Ümit’in romanlarını kendi dillerine kazandıran 11 çevirmeni İstanbul’da buluşturdu.
Çevirmenler, Ahmet Ümit özelinde, Türk yazarlarının kendi dillerine çevrilmesini de tartıştı. Türkçenin inceliklerini, kendi dilleriyle kıyasladılar. İspanyolcadan İngilizceye, Rusçadan Çinceye, Almancadan Arapçaya kadar 20’den fazla dilde 60’ı aşkın romanı ülkelerde yayınlanan Ahmet Ümit de sempozyumda çevirilerle ilgili görüşlerini paylaştı.
Ümit “Çeviri olmazsa başka dillere ulaşmak mümkün değil. Kitaplarımın çevirmenleri romanlarımı kendi dillerine kazandırmak için adeta yeniden yazıyorlar. Kitaplarımda çok tarihsel bilgi var. Çevirmenlerimin Osmanlı tarihi, Mevlana hakkında bilgi sahibi olması lazım. Ajansım Kalem Ajans ve kurucusu Nermin Mollaoğlu orkestra şefim bir anlamda. Çevirmenlerle buluşmamı sağlıyor” diye konuştu.
Ümit en çok yabancı dile çevrilen kitabının “İstanbul Hatırası” olduğunu, onu “Bab-ı Esrar” ve “Patasa”nın izlediğini söyledi. Ümit sonbaharda “İstanbul Bahçeleri” adıyla Almanca’da yayınlanacağını belirterek yayınevinin kitabın bu isimle daha çok satacağını belirttiğini ifade etti.
Kalem Ajans kurucusu Nermin Mollaoğlu “Ahmet Ümit kitapları Japoncaya henüz çevrilmedi. İçimdeki bu yarayı en kısa sürede iyileştirmek istiyorum. Ümit kitaplarını Finceye de tanıtamadık çünkü çevirmen yok. Türk edebiyatı ancak son 10 yılda yoğun şekilde çevriliyor. Bu da bizim işimizi zorlaştırıyor. Türkiye’yi tanımıyorlar ve ülkemiz hakkında önyargıları olabiliyor” dedi.
Aynı gün Ahmet Ümit’in hem Türkçe hem de yabancı dilde yayınlanan kitap kapaklarından ve okurlarla buluşmalarında çekilen ilginç fotoğraflardan oluşan serginin de açılışı yapıldı. Ahmet Ümit sergisi bir ay boyunca Okan Üniversitesi’nin Beyoğlu Kampüsü’nde sergilenecek.
Ahmet Ümit kitaplarının çevirmenleri anlatıyor

Sabine Adatepe / Almanca çevirmeni

“O ne kadar çekici bir dil kullanıyorsa ben de onu bulmaya çalışıyorum”
Usta yazar işlediği tarihi konulardan güncel gündeme kadar nasıl okuru içine çekerek bir daha bırakmayan bir dil buluyorsa, çevirmen olarak da kendi ülkenizdeki okurları aynı şekilde çeken bir dil bulacaksınız.
Bu, Ahmet Ümit kitaplarını çevirmenin hem zorluğu, hem de zevki. Ahmet Ümit Almanca bilse bu sözcüğü, bu cümleyi acaba Almancada nasıl ifade ederdi diye düşünerek, kafamda öz sesini canlandırarak, onun sesini, ifade gücünü yakalamaya, kendi dilime aktarmaya çalışıyorum.

Rafael Carpintero / İspanyolca çevirmeni

“İnsanların anlatıcı olan Ümit’i çevirmek derin bir zevk”
Ahmet Ümit’i çevirmek sanki pencereden bakıp evin içinde bulunan birine sokaktaki olayları anlatmak gibi. Yazarın penceresinden, elbette. Çok sağlam polisiye kurguları yazmasına rağmen, benim için Ahmet Ümit en çok insanların anlatıcısıdır.
İyi veya kötü, ama o pencereden uzanarak bulabildiğin insanları. Bence o yüzden farklı farklı dünya dillerinde o kadar iyi anlaşılıyor. Burada veya orada hepimiz aşağı yukarı aynıyız. Aynı zamanda Ahmet Ümit’i çevirmenin zorluğu da budur.
Türkçesi bazen o kadar berrak, o kadar doğaldır ki —örneğin, diyaloglarda—, başka bir dilde kulağa tuhaf veya yapay, sonuçta “yabancı”, gelebilir ve buna izin vermemek gerekir. Ahmet Ümit’i çevirmek en çok derin bir zevktir çünkü sokağa baktığımız pencere hiç kapanmıyor ve biz kendi dilimizde neler gördüğümüzü, neler okuduğumuzu, anlatmaya devam ediyoruz. Ve sonunda annemin Patasana’yı okuduğu zaman söylediğini başarıyoruz: “Sanki İspanyolca yazılmış”.

Evgeniya Larionova /Rusça çevirmeni

“Masal Masal İçinde”nin halk anlatım dilini korumak zordu”
Ahmet Ümit’in “Masal Masal İçinde” kitabının Rusça tercümesini yaparken en çok zorlandığım durum, dildeki Anadolu halk anlatım geleneğini koruyarak günümüz şartlarına uygun şekliyle anlatımdaki orijinalliği korumaktı. Bu zevkli çalışmanın beni en çok zorlayan yönü olduğunu söyleyebilirim.

Rakesh Jobanputra /İngilizce çevirmeni

“Karakterlere göre uygun lehçe yakalamak en eğlenceli tarafı”
Ahmet Ümit’in romanlarını çevirmek bana kesinlikle büyük haz veren bir şey; edebiyatı gençliğinden beri seven için, böyle güzel romanları hem okumak hem başka toplum ve kültürlerin insanlarına sunabilmek çok özel bir duygu.
İngilizceye çevirirken, her karaktere uygun bir lehçe yakalamak çok önemli ve bu “zorluk” da tatlı bir haz veriyor; Komiser Ali’nin veya (“İstanbul Hatırası”ndaki) sokaklarda yaşayan içkicilerin kaba ama aynı zamanda çok renkli ve şiirsel ağızları ayrı İngilizceler ister, Fatih Sultan Mehmed veya Sultan Süleyman’ın romanlarda daha ağır ve daha aristokratik sözleri de ayrı bir İngilizce ister.
Yukarıda yazdığım gibi, en eğlenceli taraflardan birisi bu olabilir – karakterlere göre uygun lehçe yakalamak. Bir padişahın sözlerini uygun, ağır ve asil İngilizceye çevirmek (“Sultanı Öldürmek”, “Elveda Güzel Vatanım”), sonra bir ayyaşın tatlı ve renkli sokak Türkçesini İngilizcede güzel bir yankı bulmak çok eğlenceli ve çevirmeni beklenmedik yerlere götürebilir…

Thanos Zarangalis / Yunanca çevirmeni

“Mükemmel tasvirlerini çevirirken başka bir kentte yaşadığımı unutuyorum”
Ahmet Ümit’in mükemmel tasvirlerini çevirirken yıllar sonra büyülü ve büyüleyici kentte geri dönüyor, bildik sokaklarda geziyor, tanıdık kokuları kokuyor, aşina yüzler gözlerimin önünde şekilleniyor ve fincandaki çay azalırken artık başka bir kentte yaşadığımı unutuyorum…

Aneta Matovska /Makedonca çevirmeni

“Sınırlarımı zorlamak beni mutlu ediyor”
Ahmet Ümit romanlarını çevirmek, çok özel bir duygu. Böyle güzel ve özel bir yazarın eserlerini Makedon okuyucuyla buluşturma fırsatına sahip olmak benim için bir mutluluk. Yazarın cümlelerini, dilimize ve kültürümüze çevirirken en uygun sözcük ve cümle yapılarını seçmek kısmında tatlı zorluklar elbette oluyor.
Fakat bu kısmı zevkli buluyorum, bu araştırmanın içinde olmak ve sınırlarımı zorlamak beni mutlu ediyor. Benim için çevirinin en eğlenceli tarafı ise, bilmediğim kelimeler ve deyimlerle karşılaştığımda onları araştırmak ve cümleyi doğru şekilde çözmek.


18 Ağustos 2016 Perşembe

Osmanlı'da Yabancılara Türkçe Öğretimi

Osmanlı'da Yabancılara Türkçe Öğretimi





Osmanlı döneminde İngilizlere Türkçe öğretmek amacıyla yazılan eserlerin kültür aktarımına önem verdiği ve bu dönemde yazılan bütün dil öğretim kitaplarının kültürel ögelerini kullandıkları görülmektedir.
Günümüzde karşımıza çıkan yabancılara Türkçe öğretimi ders kitapları ile ilgili yapılan araştırmalarda kültür aktarımına çokça yer verildiği görülmüştür. Buna göre;
Ökten ve Kavanoz (2014), günümüzde kullanılan yabancılara Türkçe öğretimi ders kitaplarındaki kültür aktarımını inceleyebilmek için bu alanda yazılmış beş kitabı incelemişlerdir. Türkçe ders kitaplarının, Türk insanının gündelik hayatta yaşadığı kültürü olduğu gibi tanıtmakta daha etkili olması gerekmektedir. Bir turist için hazırlanmış rehber çerçevesinden kurtulup kültürel duyarlılığı ve kültürel farkındalığı arttıracak örnekler kullanılması gerektiği sonucuna varmışlardır.
Turhan (2014), yabancılara Türkçe öğretiminde atasözlerinin önemine dair yaptığı çalışmasında ise Türkçenin yabancı dil olarak öğretilmesinde, dilin zaten bünyesinde barınan ve Türk milletinin aynası olan folklor ürünlerine, özellikle bu ürünlerden atasözlerine sıklıkla başvurulması gerektiğinden bahsetmiştir.
Kültür aktarımının kullanılması açısından incelendiğinde L. Davids ve J. W. Redhouse'un kültürel ögeleri eserlerinde diğer yazarlara göre daha çok kullandıkları, ancak diğer yazarların da kültürel ögelere eserlerinde yer verdikleri görülür.
Osmanlı döneminde İngilizlere Türkçe öğretmek amacıyla yazılan eserlere bakıldığında dil becerilerine yönelik etkinliklerin verilmesinde eksik kaldıkları, genellikle sadece okuma becerisine yöneldikleri görülür. Bu konuda Redhouse, Barker ve Hagopian'ın eserlerinde diğer dil becerilerini de önemsedikleri verilen etkinliklerden anlaşılmaktadır. W. B. Barker, J. W. Redhouse ve V. H. Hagopian'ın okuma, konuşma ve yazma becerilerine, C. Boyd'un okuma, dinleme, konuşma ve yazma becerilerine eserlerinde yer verdikleri görülür.
Bu dönemde yazılan eserlerin dil bilgisi kurallarının öğretimine önem verdikleri görülür. Bu alanda C. Wells, J. W. Redhouse, Anton Tien ve V. H. Hagopian on ayrı dil bilgisi konusunu eserlerinde işleyerek bu konunun üstünde en çok duran yazarlar olmuşlardır.
Osmanlı döneminde İngilizlere Türkçe öğretmek amacıyla yazılan eserler kullanılan öğretim yöntemlerine göre incelendiğinde eserlerin gramer - tercüme yöntemi ile öğretimi amaçladığı görülmektedir.
Öğretim diline yönelik incelendiğinde yazarların eserlerini hedef dil ve ana dili bir arada kullanarak yazdıkları görülmektedir.
Yazarların, eserlerinde dil öğretirken metinlerden yararlandıkları görülür. L. Davids sekiz ayrı türde metinden yararlanarak metin seçimine en çok dikkat eden yazar olmuştur.
Osmanlı döneminde İngilizlere Türkçe öğretmek amacıyla yazılan eserler öğrenme - öğretme sürecinin eserlerde kullanılması açısından incelendiğinde, W. B. Barker'ın eserinde hazırlık ve işleniş aşamalarına yer verdiği görülür.
Osmanlı döneminde İngilizlere Türkçe öğretmek amacıyla yazılan eserlere hedef kitleye yönelik incelendiğinde, F. L. Hopkins haricinde bütün yazarlar eserlerini hedef kitle gözeterek yazmışlardır.
Eserlerde görsel unsura rastlanmıştır. Eserlerde Arap ve Latin alfabesi bir arada kullanılmıştır.
Yukarıda yer alan bilgiler ışığında Osmanlı döneminde İngilizlere Türkçe öğretmek amacıyla yazılan eserler, dönemin hâkim dil öğretim anlayışına göre değerlendirilmelidir. İncelenen kitaplardaki durumdan hareketle şu önerilere yer verilebilir:
Yabancı dil olarak Türkçe öğretimini hedefleyen kitaplarda;
  • Tek bir yönteme bağlı kalınmamalı, yöntem çeşitliliği sağlanmalıdır.
  • Tek bir dil becerisine yoğunlaşılmamalı, dört temel dil becerisinin (dinleme, konuşma, okuma,
yazma) tamamı geliştirilmeye çalışılmalıdır.
  • Öğretim hedef dil ile yapılmalı.
  • Yabancı dil öğretimi aynı zamanda bir kültür aktarımı sürecidir. Dolayısıyla seviyelere uygun
olarak Türk kültüründen örneklere yer verilmelidir.
  • Öğretimi gerçekleştirmek için metinlere yer verilmelidir. Okuma becerisini geliştiren metinlerin yanı sıra konuşma becerisini (diyalog) geliştiren metinlere de yer vermelidir.
  • Öğrenme öğretme süreci olarak hazırlık, dersin işleniş basamakları ve ölçme - değerlendirmeye yer verilmelidir.
  • Metinleri ve etkinlikleri destekleyen dikkat çekici görsellere yer verilmelidir.
  • Hedef kitle sınırlandırılması yapılmalıdır.
  • Öğrencinin öğrenme amacına yönelik planlama yapılmalıdır.
  • Öğrencinin ana dilinde kullandığı alfabenin durumuna göre alfabe öğretimi yapılabilir.
Erhan YEŞİLYURT

turkcede.org sitesinden yazının tamamı için tıklayınız

9 Eylül 2015 Çarşamba

Collins French

Learning a language couldn’t be easier!

The language guru everyone is talking about, Paul Noble will revolutionise the way you learn language.

No textbooks, no rote memorisation, no chance of failure. Paul Noble's full language courses consist of 12 CDs to teach you all you need to be confident in French, Spanish, Italian or German.

- For all those who have struggled to learn a language in the past.
- For all those who think they’re just not a linguist.
- For all those who don’t have the time – or the inclination – to sit and study a textbook.

With Paul Noble you will be able to communicate with confidence. No need to carry a phrasebook – the language you really need will be in your head. You will finally be able to say what you want to say – just sit back and listen!

- Learn the language you need
- Achieve in a few hours what would usually take weeks
- No need to write or try to remember
- Thousands of Paul Noble’s students can attest to the success of his method

Learn a Language with Paul Noble
Click on each image below for more information on each title.


https://yadi.sk/d/tdfkrM33iyBss



11 Haziran 2015 Perşembe

Dillerdeki kelime sayısı?

Türk Dil Kurumu (TDK), yabancı dillerde 10 binin üzerinde Türkçe sözcük olduğunu, Türkçe'den en fazla sözcüğün ise Ermeniler ile Sırpların aldığını belirledi.

TDK Başkanı Şükrü Haluk Akalın, kurul üyesi Prof. Dr. Günay Karaağaç'ın yürüttüğü çalışmada, bir kültür ve uygarlık dili olarak Türkçe'nin pek çok dile sözcük verdiğinin örnekleriyle ve kanıtlarıyla ortaya konulduğunu belirtti.
Akalın, yabancı dillerde 10 binin üzerinde Türkçe sözcük olduğunu, Türkçe'den en fazla sözcüğün ise Ermeniler ile Sırpların aldığını belirlediklerini vurguladı. Türkçe'den Ermenice'ye verilen bu sözcüklerin yanı sıra, Türkoloji'de Ermeni Kıpçakça'sı diye adlandırılan ve 13. yüzyıldan 17. yüzyıla kadar Karadeniz'in kuzeyinde kullanılan bu dilin tamamen Türkçe'ye dayandığını ifade eden Akalın, şunları kaydetti:
''Bugün Ermenice'de, gerek Türkiye Türkçesi'nden gerek Azerbaycan Türkçesi'nden alınma Türk dili kökenli yaklaşık 5 bin sözcük kullanılıyor. Elbette diller arasındaki bu etkileşim karşılıklıdır. Türkiye Türkçesi yazı dilinde de Ermenice kökenli bazı sözler var. Ama bunların sayısı yalnızca 16'dır.''
HANGİ DİLDE NE KADAR TÜRKÇE SÖZCÜK VAR
Akalın, yazı dilimizdeki yaklaşık 400 alıntıya karşılık Yunanca'ya yaklaşık 3 bin Türkçe kökenli söz verildiğini vurgulayarak, ''Macarca'dan aldığımız 18 söze karşılık bu dilde yaklaşık 2 bin Türkçe alıntı var. Türkiye Türkçesi'nde Rusça alıntı 38 iken, Rusça'daki Türkçe alıntılar yaklaşık 2500'dür. Bütün bunlar Türkçe'nin komşu ulusları ve kültürleri büyük ölçüde etkilediğini gösteriyor'' diye konuştu.
Akalın, Çince'de 307, Farsça'da yaklaşık 3 bin, Urduca'da 227, Arapça'da yaklaşık 2 bin, Ukraynaca'da 747, Ermenice'de 4 bin 262, Fince'de 118, Rumence'de yaklaşık 3 bin, Bulgarca'da yaklaşık 3 bin 500, Sırpça'da 8 bin 742, Çekçe'de 248, İtalyanca'da 146, Arnavutça'da yaklaşık 3 bin, İngilizce'de 470, Almanca'da 166 Türkçe kökenli sözcük olduğu ortaya konulduğunu anlattı.
Akanın, ''Listeden anlaşılacağı gibi, bir sözcüğümüzün birkaç dile geçtiğini göz önüne aldığımızda dünya dillerindeki Türkçe kökenli sözcüklerin sayısının 35-40 bin civarında olduğu görülür'' dedi.

TÜRKÇE'NİN ÇEKİM GÜCÜ
Dillerin başka dillere sözcükler vermesi ve başka dilleri etkileri altına almasının ancak bir çekim gücü haline gelmesiyle mümkün olduğunu ifade eden Akalın, ''Bunun için de bilimde, teknolojide kaydedeceğimiz gelişme ve ilerlemenin yanı sıra kültür değerlerimizi, sanatımızı, edebiyatımızı dünyaya tanıttığımız ölçüde Türkçe'nin çekim gücü olma özelliğini sürdürmesi sağlanacaktır'' dedi.
Akalın, Türkçe'nin çeşitli dillere verdiği 10 binin üzerindeki sözcüğün hangi dillerde nasıl ve hangi anlamlarda kullanıldığının ''Türkçe Verintiler Sözlüğü'' adlı eserde yayımlanacağını kaydetti.

ÖRNEKLER
Akalın, Türkçe'nin ad türünden kelimelerin yanı sıra diğer dillere fiil türünden kelimeler de verdiğini vurgulayarak, şunları söyledi:
''Türkçe, başka dillerden sözcükler aldı, ama alıntılarımız içerisinde kök fiiller son derece azdır. Oysa, (çakmak, çatmak, kapamak) gibi pek çok kök fiil Türkçe'den diğer dillere geçmiştir. Fiillerin yanı sıra ünlemlerin hatta deyimlerin ve atasözlerinin de Türkçe'den diğer dillere geçen söz varlıkları arasında olduğunu biliyoruz.'' Akalın, ''Açık, ada, bacanak, bağlama, çakal, çanak, damga, dolma, düğme, gemi, kapak, kayık, kazan, ocak, sağrı, sayı, sarma, toka'' gibi kelimelerin Türkçe'nin bu dillere verdiği binlerce kelimeden yalnızca birkaçı olduğuna dikkati çekti.
Akalın, Türkçe'deki ''açık'' sözünün Farsça'da ''açig'' (ağaçsız ve açık yer, alan), Ermenice'de ''açik, açiklik'' (kır, ova, açıklık yer) Macarca'da ''açsik'' (üzeri açık deniz taşıtı, sandal), Rumence'de ''acic'' ve ''ustuacic'' (açık, üstü örtülü olmayan), Bulgarca'da ''açik'' (açık) olarak kullanıldığını bildirdi.
Akalın, ''Bacanak'' kelimesinin Türkçe'deki (karıları kardeş olan erkeklerden her biri) anlamıyla Yunanca'da ''bacanakis'', Sırpça'da ''bazanak'', Arnavutça'da ''baxhanak'' biçimlerinde kullanıldığını belirtti.
Akalın, Türkçe'deki ''Bilene bir, bilmeyene bin'' deyiminin, Ermenice'de ''Bilana bir, bilmiyana bin'', ''Düşmanın gözü kör olsun'' deyiminin ise ''Dyuşmanı gyozi gyor olsun'' şeklinde geçtiğini ve bunun gibi çok sayıda örnek bulunduğunu belirtti.
 
 

4 Mayıs 2015 Pazartesi

YDS gramer teknikleri

GRAMER SORULARINDA UYGULANACAK SINAV TEKNİKLERİ

Gramer sorularını hızlı bir biçimde çözmemiz sınavda büyük önem taşır. Aşağıda belirtilen teknikleri uygulayarak gramer sorularını hem seri bir biçimde çözerek reading sorularına daha fazla zaman ayırabiliriz hem de şık eleme teknikleri gramer sorularında hata yapma olasılığımızı minumum düzeye indirir.
Tense sorularını hatasız yanıtlayabilmemiz için verb agreement kuralını öğrenmemiz gerekir.

VERB AGREEMENT
Zaman cümlecikleri her zaman bağımsız bir cümle ile birlikte kullanılırlar. Zaman cümleciklerinin oluşumu, en basit biçimi ile aşağıdaki gibidir .

TIME CLAUSE(ZAMAN/ZARF CÜMLECİĞİ) , INDEPENDENT CLAUSE (BAĞIMSIZ CÜMLE).
Örnek: When S + V + O , S + V + O
(Zaman cümleciği cümlenin ilk kısmına yerleştirildiğinde mutlaka virgül ile bağımsız cümleden ayrılır.)
veya

INDEPENDENT CLAUSE (BAĞIMSIZ CÜMLE) DEPENDENT CLAUSE (ZAMAN/ZARF CÜMLECİĞİ)
Örnek: S + V + O when S + V + O
(Zaman cümleciği cümlenin ikinci kısmına yerleştirildiğinde virgül kullanılmaz)
1. ZAMAN UYUMUNA GÖRE ELEME YAPMAK

ZAMAN CÜMLECİĞİNİN FİİLİ İLE BAĞIMSIZ CÜMLENİN FİİLİ BİRBİRİ İLE UYUMLU OLMAK ZORUNDADIR. BU UYUM AŞAĞIDA BELİRTİLEN KURALLARA TABİDİR.

a) PAST TENSE’LER HER ZAMAN PAST TENSE’LER İLE UYUMLUDUR.
b) PRESENT TENSE’LER YA DİĞER PRESENT TENSE’LER İLE YA DA FUTURE TENSE’LER İLE UYUMLUDUR.
c) ZAMAN CÜMLECİĞİNİN FİİLİ HİÇ BİR ZAMAN FUTURE TENSE’LERDEN BİRİ OLAMAZ. FUTURE TENSE ZAMAN CÜMLECİĞİNİN İÇİNDE V1 İLE İFADE EDİLİR.
örnek: He is hoping that by the time he ______ for the grant, his book on Egyptian silverwork ______.
a) has to apply/will have been published
b) had applied/had been published
c) was to apply/has been published
d) will be applying/would have been published
e) would have applied/will be published (KPDS MAYIS 2004)
Bu soruda is hoping yüklemi zamanın present olduğunu gösteriyor. By the time zaman ifadesi zarf cümleciği olduğu ve future tense alamayacağı için d şıkkını eliyoruz. c ve d şıkları ise zaman cümleciği ile bağımsız cümlenin tenseleri uyumlu olmadığı için elenir. e ve d şıklarını cümlede if conditional, reported speech ya da used to anlamı olmadığı için de eleyebiliriz. b şıkkında bilmemiz gereken by the time ifadesi ile hem zarf cümleciği hem de bağımsız cümlede past perfect tense kullanılamayacağıdır. Geriye kalan tek şık a dır.


d) ZAMAN CÜMLECİKLERİNDE ‘WOULD’ VE ‘WOULD HAVE V3′ ANCAK REPORTED SPEECH, USED TO (PAST HABIT) VEYA CONDITIONAL CÜMLE VARSA KULLANILABİLİR. EĞER CÜMLEDE BU İKİ ANLAMDAN BİRİ YOKSA ‘WOULD’ VEYA ‘WOULD HAVE V3′ ŞIKLARI HEMEN ELENEBİLİR.
örnek: Training schemes in the United Kingdom ______ by the government as unemployment ______.
a) were encouraged/will have worsened
b) would be encouraged/had been worsened
c) have been encouraged/has worsened
d) had been encouraged/may worsen
e) are encouraged/would have worsened (KPDS MAYIS 2007)
as zaman zarfı nedeniyle tense uyumu kuralına bağlı olarak a, d ve e şıklarını hemen eleyebiliriz ya da b ve e şıklarını if, reported speech veya used to anlamı olmadığından dolayı eleyebiliriz. Geriye kalan doğru seçenek c şıkkıdır. Unutmamak gerekir ki doğru yanıtı bulmakta birden fazla teknik kullanmak gerekebilir. Önemli olan öğrendiğiniz teknikleri mümkün olan en hızlı şekilde soruya uygulamaktır.


e) BİR DİĞER DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN NOKTA IF ANLAMI VEREN CÜMLENİN BU İFADEYİ KİMİ ZAMAN GİZLİ BİR ŞEKİLDE TAŞIYABİLECEK OLMASIDIR. BU DURUMDA CÜMLENİN ANLAMINA BAKMAK GEREKİR.
örnek: The doctors who work for the WHO project in India really wanted to find the necessary amount of vaccine to end the polio epidemic. They would have fulfilled their task but the UN could not supply them with the vaccine.
The doctors would have fulfilled their task if the UN had supplied them with the vaccine.
The UN representative said “We will end the epidemic as soon as possible”
The UN representative declared that they would end the epidemic as soon as possible.


f) CONDITIONAL IF CÜMLELERİNDEKİ ZAMAN UYUMU CONDITIONALS BÖLÜMÜNDE ANLATILMIŞTIR. IF YAPILARINDA BU CÜMLELERİN KURALINA UYGUN TENSE SEÇİMİNİ YAPMAK GEREKMEKTEDİR.
g) USED TO ANLAMINA GELEN WOULD, WOULD + V1 OLARAK KULLANILIR VE DİĞER PAST TENSE’LER İLE UYUMLUDUR.
h) AFTER/BEFORE GİBİ EYLEM SIRASINI İFADE EDEN YAPILARDA HİÇ BİR ZAMAN ‘HAVE + V3′ VE ‘WAS/WERE + VING KULLANILAMAZ.
ı) ZAMAN CÜMLECİKLERİNİN İÇERİSİNDE MODAL FİİLER ÖNCE ZAMAN SONRA ANLAM BAKIMINDAN DEĞERLENDİRİLEREK ELENMELİDİR.
i) RELATIVE CLAUSE, NOUN CLAUSE VE ADVERB CLAUSE’LARIN ZAMAN CÜMLECİKLERİNİN DIŞINDA KALAN TÜRLERİ (SEBEP CÜMLECİKLERİ YA DA BEKLENMEDİK SONUÇ CÜMLECİKLERİ GİBİ) ZAMAN BAKIMINDAN CÜMLENİN GERİ KALANI İLE UYUMLU OLMAK ZORUNDA DEĞİLDİR.
j) İSİM CÜMLECİKLERİNİN REPORTED SPEECH KISMINDA DA ANLATILDIĞI GİBİ, REPORTED SPEECH YAPILARINDA CÜMLENİN YÜKLEMİ İLE İSİM CÜMLECİĞİNİN FİİLİ ARASINDA ZAMAN UYUMU OLMASI GEREKMEKTEDİR. ANCAK BU KURAL İSİM CÜMLECİKLERİNDE BİR TEK REPORTED SPEECH İÇİN GEÇERLİDİR.
2. TENSE ÖZELLİKLERİNE GÖRE ELEME YAPMAK
KİMİ ZAMAN SORUYU SADECE TENSE UYUMUNA BAKARAK ELEYEMEYİZ. BÖYLE DURUMLARDA BELİRLİ TENSE’LER İLE KULLANILAN ZAMAN İFADELERİNE DAİR ÖZEL KURALLARI BİLMEMİZ EN ZOR OLAN ÇELDİRİCİ ŞIKKI ELEMEMİZE YARDIMCI OLUR.
örnek: He is hoping that by the time he ______ for the grant, his book on Egyptian silverwork ______.
a) has to apply/will have been published
b) had applied/had been published
c) was to apply/has been published
d) will be applying/would have been published
e) would have applied/will be published (KPDS MAYIS 2004)
Yukarıda ki örnekte by the time ifadesinin sadece 2 şekilde kullanılabileceğini bilmek eleme yapmamızı kolaylaştırır.
By the time S + simple present + O, S + will have V3 + O.
veya
By the time + simple past + O, S + had V3 + O.
Eğer bu iki kuralı biliyorsak b, c, d ve e şıklarını çok daha hızlı bir şekilde eleyebiliriz.


FUTURE IN THE PAST
WAS/WERE GOING TO DO STH.
Geçmiş bir noktadan daha ileri bir tarihte yapmaya niyetlendiğimiz eylemleri ifade etmek için kullanılır. Bu zaman ile ifade edilen eylemler, genellikle, niyetlenilmiş ancak yapılamamış eylemlerdir.
Örnek:
The magazine was going to increase its annual subscription fee but because the members protested, it had to back down.
‘arttıracaktı’
I was going to wake up early yesterday morning but my alarm clock didn’t go off.
‘uyanacaktım’

5 Ocak 2015 Pazartesi

Dilde Değişmenin Sebepleri

Birkaç Örnekte gösterdiğimiz şekilde, dilde değişmenin türleri konusunun derinlemesine incelenmesi, bizi kendiliğinden, dilin değişmesinde sebeplerin ne olduğu sorusuna götürmektedir. Çünkü söz konusu olan, bir kişinin konuşmasında
ara sıra, tesadüfen görülen sapmalar değil, dilin kendisindeki değişikliklerdir. Yenilikler bir seçimin mümkün olabileceği şekilde kabul edilmemektedir, bağlayıcı kurallardır; bunlara uymayan, dilde yanlış yapmaktadır. Kimse Almanya’da reiten yerine eski riten’i, schnitt yerine schneit’i kullanamaz, Fische fliefien diyemez ve bunları yapmak için, 750 yıl önce bu şekil tek doğru şekildi diye bir görüş ileri süremez. O gün doğru olan bugün yanlıştır, tersi de aynı şekilde geçerlidir. Bu nasıl oluyor?


Soru, dilcilerin başım çok ağntmıştır, ve zaman içerisinde bu konuda bazı teoriler ortaya atılmıştır. Önce, dildeki değişikliklerin tabiat, kanunları türünde olduğuna inanan bir görüş ileri sürüldü. Bu, özellikle Max MÜLLER’in temsil ettiği bir düşünceydi. Bunu gerçekleştirebilecek tabiî güçlerin neler olabileceği sorulduğunda, iklimin ve toprağın vasıflarının etkisi öne sürülüyordu (72). Fakat bugüne kadar, yüksek ve dağlık yerlerde yaşamanın dilleri belirli - tipik bir tarzda değiştirdiği, veya kumlu ve kayalık sahillerde yaşayanların her yerde konuşma tarzlarında aynı belirli özelliklere sahip bulunduğunu, ya da tropik bölgelerdeki bütün dillerin, kutuplara yakın bütün dillerden karakteristik olarak farklı olduğunu kimse ispata muvaffak olamamıştır, kimse de bunu zaten denememiştir bile.
Ayrıca, İngilizce, İspanyolca, Çince örneklerinde gördüğümüz gibi, dilin yayılım alanı çok sayıda bölgeyi içine alıyorsa, bu durumda uyuşma, elbette ortaya çıkabi len sapmalardan çok daha önemli olmaktadır; sapmaların da iklimin eseri olduğu zaten hiç ispat edilemez.

Fakat işte bu ön şart ile ilgili olarak, 1950’de Pravda gazetesinde sürdürülen ve bizzat Stalin’in bir görüş bildirmesiyle sonuca bağlanan şiddetli bir tartışma çıktı . Tasavvur edin: Dil teorisi konusunda, günlük bir siyasi gazetenin sütunlarında sürdürülen ve yönetimin başındaki devlet adamının bizzat yazdığı bir makale ile sonuçlandırılan bir tartışma! Bu da ispat ediyordu ki, burada bahis konusu olan çıplak teoriden fazla bir şeydi ve dilin toplumdaki rolü konusundaki görüş, Sovyet yönetimi açısından oldukça önemli siyasî bir anlam taşıyordu. Gerçekte, Marr’in teorisi elbette bilim açısından bakıldığında da hatalı ve yanlıştır.

 

19 Kasım 2014 Çarşamba

Criminal Case dil değiştirme nasıl yapılır?

Bu güzel dedektiflik oyununu İngilizce oynayıp kelime bilginizi geliştirmeniz için

1-Üst taraftaki dünya resmine tıklayın




2- Tercih ettiğiniz dili seçip ok - tamam kısmına tıklayın



9 Haziran 2014 Pazartesi

Hz.Adem ile Hz. Havva annemiz hangi dili konuşmuşlardır? Cennette hangi dil konuşulacaktır?

Değerli kardeşimiz;

İmam Münâvî'nin "Feyzu'l-Kadîr" isimli hadis kitabında, İbni Abbas'tan şu mealde bir hadis-i şerif rivayet edilir:

"Üç hasletten dolayı Arabı seviniz: Çünkü ben Arabım, Kur'ân-ı Kerim Arapça olarak nazil olmuştur, cennet ehlinin konuştukları dil Arapçadır."1

Arapça, belagat, edebiyat, fesahat ve zenginlik bakımından dünya dillerinin en güzelidir. Aynı zamanda ses, ahenk ve cümle yapısı bakımından da diğer diller arasında apayrı bir yeri vardır. Cenab-ı Hak da kendi kelâmı Kur'ân-ı Kerimi Arap diliyle indirmiştir. Peygamber-i Zîşân (asm.) da zaten bu dili konuşuyordu; kendi milletinin, kavminin dilini...

Bu hadis-i şerifi bazı âyetler de tasdik etmekte, desteklemektedir:

"Halkı Allah'ın azabından sakındıran peygamberlerden olsun diye, onu apaçık bir Arapça lisan ile senin kalbine Cebrail getirdi."2

"Biz hiçbir peygamberi kendi kavminin dilinden başkasıyla göndermedik ki, emrolunduklarını onlara apaçık anlatsınlar."3

mealindeki âyet-i kerime de Peygamberimizin (asm) kendi kavmi olan Araplara kendi dilleriyle tebliğde bulunduklarını bildirir.

Evet, Kur'ân'ın dili, son Peygamber Hazret-i Muhammed Mustafa'nın (asm.) konuştuğu dil Arapça olunca, cennet dilinin de Arapça olacağı şüphe götürmez bir gerçek olur. Hz. Âdem (as) de yeryüzüne indirilmeden önce cennette bulunduğu zamanlar Arapça olarak konuşurdu. Ayrıca bu dil Peygamberimiz (asm)'den başka diğer peygamberlerden bazılarının da konuştuğu dildir. Meselâ, Hz. Nuh, Hz. Hud, Hz. İsmail, Hz. Salih, Hz. Şuayb (as) Arapça konuşuyorlardı.

Ayrıca İmam Kastalânî, Hz. Âişe (ra)'den "Cennet ehli, Muhammed Aleyhisselâmın diliyle konuşacaklar." mealinde bir rivayeti zikreder.4

Cennet dilinin Arapça olduğu yukarıda mealini verdiğimiz hadis-i şerifin ifadesinde ve Hz. Âişe (ra)'nin rivayetinde sabit olmakla beraber, Üstad Bediüzzaman Mektubat' ta İmam Âzam'ın bir fetvasının hikmetini izah ederken şöyle bir ifadeye yer verir:

"Bir rivayette lisan-ı ehl-i Cennetten sayılan Fârisî lisanı,.."5

Bu beyanla, yukarıdaki ifadeler birarada düşünülürse, şöyle bir neticeye varmak herhalde yanlış olmaz: Esas itibariyle cennet lisanı Arapçadır; fakat Farsça da konuşulabilir. Yani Cenab-ı Hak her iki dili de cennet lisanı olarak yaratabilir.

Hadis-i şerifte "Arabi seviniz,.." ifadesini mutlak olarak anlamamak lâzımdır. Çünkü Araplar içinde gayri müslimler olduğu gibi, günümüzde dinsizler de vardır. Onların sadece Arap ırkına mensup olmaları, Arapça konuşmaları onları sevmeye kâfi gelen hususlar değildir. Hadiste yer alan beyandan maksat, Müslüman olan, dinini yaşayan, Resulullahın izinde olan Araplardır. Zaten bunlar din kardeşimizdir. Onları din kardeşimiz olarak sevdiğimiz gibi, ayrıca Kur'ân'ın, Resulullah'ın ve cennetin lisanını konuştukları, saff-ı evvel olarak İslâmiyeti yaydıkları, İslâmiyete hizmet ettikleri için de diğer milletlerden farklı olarak bir derece daha fazla sevgiye lâyıktırlar.

Dipnotlar:

1. Feyzü'l-Kadîr, I/178, Hadis no: 225.
2. Şuarâ Sûresi, 195.
3. İbrahim Sûresi, 4.
4. Mevâhib-i Ledünniye , 1/276.
5. Mektûbat, s. 406.

(Mehmed Paksu, Meseleler ve Çözümleri - 1)

Dil öğreniminde en geçerli teknikler

            Bu dil öğretim yöntemlerinden ilk altısı geleneksel olarak kullanılan dil öğretim yöntem ve yaklaşımlarındandır. Kendiliğinden, belirli bir dil öğretim geleneğinin doğal sonucu olarak meydana çıkmış ve uzun süre sınıflarda kullanılmıştır. Daha sonrakiler ise daha günceldir.
Bazıları ise mevcut yöntem ve yaklaşımların yetersizliğinden yola çıkan kişilerin güncel dilbilim ve benzeri akımların etkisi ile oluşturdukları yöntemlerdir. İkinci grupta yer alan bu yöntemlerden Toplu Fiziksel Tepki, Sessiz Yol Yöntemi, Topluluk İle Dil Öğretimi ve Telkin Yöntemi genelde “alternatif yöntem” olarak adlandırılmaktadır ve henüz yaygın olarak kullanılmamaktadır.
Dil öğretiminin temelde iki dayanağı vardır. Öğretilecek nesnenin niteliğine ilişkin bilgilerimiz ve dilin öğrenilmesine ya da kazanılmasına ilişkin görüşler, yani öğretim kuramları. Kullanılacak yöntemler, araç ve gereçler büyük ölçüde bu iki dayanağın etkisinde belirlenir. Öğrenim amacı bile çoğunlukla ikinci planda kalır.
Günümüzde de bu temel büyük ölçüde değişmiş değildir. Dilbilim ve ruhbilim yine dil öğretimini belirleyen bilimlerin başında gelirler. Ancak dilbilimde görülen daha geniş açılı yaklaşım; bildirişim kuramı, toplumbilim, anlambilim, sözdizim gibi alanların dil öğretimiyle ilgisini kurmaya çalışıyor. Başka bir deyişle, dil öğretimi daha kapsayıcı, alanlar arası bir bakış açısının odağı durumuna gelme eğilimindedir. Salt ses ve biçime dayalı bir öğretim gözdeliğini yitirmektedir.
Her dil öğretimi yaklaşımının temelinde belli ruhbilimsel ve dilbilimsel kuramlar ve eğitim vardır. Değişik ancak ilişkili disiplinlerden bir yabancı dil öğretimi kuramı ortaya çıkmakta; dilbilim, ruhbilim ve eğitim bu kuramın temelini oluşturmaktadır. Dilbilimdeki yeni akımlar yabancı dil öğretiminde izlenen yöntem ve etkinlikleri etkiler ve yönlendirirken bu etkiler doğal olarak dil öğretimi uygulamalarına da yansımaktadır.


Günümüzde belirli alanlara özgü, özel amaçlı dil öğretim yaklaşımları epeyce yaygındır. Amaç belirlemesinin temelinde ise gereksinimlerin çözümlenmesi bulunur.
Dil öğretim amaçlarındaki belirlemeler en çok ders izlenceleri ve öğretim yöntemlerini etkilemiştir. İletişim kuramının, toplum dilbilimin ve felsefenin dilin niteliğinin anlaşılmasındaki katkıları, dilin yalnız betimleme ya da bilgi vermeye yaramadığını, belli işlevleri yerine getirdiğini, birtakım kavramları anlattığını göstermiştir. Geçmişte dil öğretimi büyük ölçüde bilgi verme edimini belli başlı amaç olarak belirlemişti. Oysa dilin bunun ötesinde daha birçok işe yaradığı, birçok işlevleri bulunduğu daha iyi anlaşılmıştır. Günümüzde dil öğretim yöntemleri arasında en yaygın olarak kullanılmakta olanı iletişimsel dil öğretimidir.
Günümüzde dil öğretiminde temel sorun bir dil öğretim yöntemi geliştirmek ve uygulamak değil, mevcut yöntemler arasından en uygun olanı seçerek uygulamak olmaktadır. Geliştirilen dil öğretim yöntemleri arasında amaca en uygun olanı saptamak ve bunu uygulamak çok önemlidir. Elbette ki bir metot seçilirken yalnız amaca, kazandırılacak davranışlara uygunluğu değil, öğrenciye ve çevre şartlarına uygunluğu da aranmalıdır. Dil öğrenen her kişi bir diğerinden ve yine her dil öğretim durumu da birbirinden farklılık gösterir. Önemli olan belli bir metoda saplanıp kalmamak, her metodu uygun, yerinde kullanabilmektir.
“Yabancı dil öğretiminde kullanılacak yöntemleri, söz konusu dili öğrenecek topluluğun ana dilini, ekinsel özelliklerini, yaş ortalamasını göz önünde bulundurarak hazırlamak; öğretilecek yabancı dilin hangi bildirişim durumlarında kullanılan sözcüklerine, tümce yapılarına öncelik vererek, hangi yörenin, hangi yaştan kişilerin söyleyiş ve sözdizim özelliklerini aktarmak, bu çalışmaların nerede yapılacağını önceden belirlemek, yabancı dil öğrenecek kişilerin niçin böyle bir çalışmaya girişmek istediklerini, yabancı dili nerede kullanacaklarını belirlemek, ancak tüm bunlardan sonra yabancı dilin nasıl öğretileceğini saptamak öğretimden yüksek bir verim sağlamak için gerekli koşullar arasındadır.”


Günümüzde dil öğretim kurumları çeşitli nedenlerle tek bir dil öğretim yöntemine bağlanmaktadırlar. Bunda yöntem seçimini yapanın, dil öğretim kurumu değil, dil politikasını ve buna bağlı ders malzemesini saptayanların olması, moda akımlara uyum sağlama çabasıyla öğrencilerin dil öğrenme gereksinimlerinin ve dil öğreten kurumun olanakları incelenmeden bu yöntemlerin benimsenmesi, dil öğretim kurumunda öğretim elemanlarının eğitiminin yapılabilmesi, ders malzemelerinin temini, program sonunda sağlıklı bir değerlendirme yapılabilmesi amacı ile  eğitimde birlik sağlama düşüncesi, ders malzemelerinin cazip gelmesi gibi sebepler rol oynamaktadır. 
Dil öğretiminde kullanılacak tek bir metot yoktur.  “Nasıl ki çok iyi bir ilaç ancak belli bir hastalık için uygunsa çok iyi bir metot da ancak belli dersler, belli konular için uygun bir metottur.” Bu yüzden dil öğretimi için en iyi metodu aramaya kalkışmamalıdır. Önemli olan metotların hangi davranışları kazandırmaya uygun olduğunu seçebilmektir.
Yabancı dil öğretiminin durumu konusunda 1923 senesinde başlatılan, Coleman Raporu olarak anılan bir çalışma hiç bir yöntemin tek başına başarılı sonuçları garantilemeyeceği sonucuna varmıştır.
Tek bir dil öğretim yönteminin kullanılması sakıncalıdır.
“Tek bir dil öğretim yönteminin uygulanmasının güçlükleri dil öğretim kurumunun ve elemanlarının kendisinden, yöntemin kendisinden ve en önemlisi de dil öğrenmekte olan kişilerin kişisel farklılıklarından kaynaklanmaktadır. Bu güçlükler ise yönteme ait tekniklerin tümünün kullanılamaması gibi sorunlardan başlayarak tekniklerin hatalı kullanımı ya da başka yöntemlere ait tekniklerin de gelişigüzel kullanılmasına kadar farklılıklar gösterebilmektedir.”
Her ne şekilde seçilmiş olursa olsun seçilen dil öğretim yöntemi zaman içinde dil öğretim kurumunda değişimden geçmektedir. Zamanla o yöntemin teorisyenleri tarafından kabul edilen tekniklerden farklı teknikler, hatta farklı yöntemlerden alınma teknikler de yönteme dahil edilmektedir.
Yöntemin uygulanması sırasında rastlanılan bir diğer sorun ise öğretim elemanlarının kişisel dil öğretim yaklaşımlarının büyük rol oynamasından kaynaklanmaktadır. Bunun en iyi örneğine de iletişimsel dil öğretimine göre eğitim yapılan sınıflarda rastlanılmaktadır.
Bir diğer uygulama sorunu da ders malzemelerinden kaynaklanmaktadır. Dil öğretim yöntemleri daha önce de belirtildiği gibi güncel dil edinme teorilerinin bir sonucu olarak ortaya çıkmaktadırlar. Bu teorileri ortaya atan kişilerin dilin öğretilmesi ile değil teoriyle ilgilenmeleri, bu teorilerin yöntem haline gelmesini zorlaştırmaktadır. Bu durumda yönteme uygun tekniklerin belirlenmesi zaman almaktadır.


Dil öğretim programının hazırlanması; öğrencilerin gereksinimlerinin saptanması, bunlara göre hedeflerin belirlenmesi, öğrenme ve öğretme aktivitelerinin belirlenmesi ve bu programın değerlendirilmesi aşamalarını içerir. Bu aşamaların en önemlisi öğrenci gereksinimlerinin saptanmasıdır. Bu açıdan;
“İlk sorulacak sorular öğrencilerin kim oldukları, mevcut dil yeterlilik düzeylerinin ne olduğu, ne tür iletişim gereksinimlerine sahip oldukları, gelecekte dili hangi durumlarda kullanacakları gibi konuları içerecektir.”
Tek bir yöntem uygulanan kurumlarda bu aşamaya bakılmaksızın her öğrenci için aynı yol izlenmektedir. Öğrencilerin yaşı, bilişsel özellikleri, duygu ile ilgili özellikleri, kişisel özellikleri dil öğretimi konusunu büyük ölçüde etkilemektedir. Program oluşturmada da bu özellikler mutlaka göz önünde tutulmalıdır.

Dil öğretim yönteminin eksik ya da hatalı kullanımının ortaya çıkaracağı sorunlar da dil öğretme ve öğrenmeyi etkilemektedir. Bu etki her şeyden önce değerlendirme aşamasına yansımaktadır.
“Değerlendirme olayının temel noktalarından biri ‘ne öğretirsen onu sına’, bir diğeri ise ‘öğrencilerin soru tiplerine yabancı olmaması gerekir’ şeklinde ifade edilmektedir. Eğer yöntemin öngördüğünden farklı uygulamaları yapanlar tek tek öğretim elemanları ise bu durumda örneğin, tek bir sınav kullanmak mümkün olamamaktadır. Aynı dil malzemesini farklı teknikler yolu ile öğrenmiş öğrencilerin bilgisi tek tip olarak hazırlanan –ve yöntemin özelliklerine uygun soru tipleri içeren- sınavda tam olarak değerlendirilememektedir. Yöntemin öngördüğünden farklı uygulamalar bir kurum politikası olarak yapılıyor ise bu durumda da zaten artık tek bir dil öğretim yönteminin varlığından söz edilemez.”


Değinilen sakıncalar ve sorunlar dil programı oluşturmanın önemini vurgulamakta ve tek bir dil yönteminin benimsenmesi yaklaşımının terk edilmesini öngörmektedir.
“Dil öğretim yöntemlerinin aksayan ortak noktası, her bir yöntemin kendince önemli olan dil edinme ve öğretme yaklaşımını göz önünde bulundururken bir diğer yöntemin ele aldığı ve pekala da doğru olabilecek noktaları gözardı etmesidir

6 Haziran 2014 Cuma

Dil tazminatı 2014

Devlet memurlarına ve çeşitli personel kanunlarına göre görev yapan kamu görevlilerine, yabancı dil bilgi seviyelerine ve görevleri sırasında yabancı dil bilgilerinden yararlanma durumuna göre Yabancı Dil Tazminatı ödenebilmektedir.



Yabancı dil bilgi seviyesinin belirlenmesi
Yabancı Dil Tazminatı ödenmesinde esas alınan dil bilgi seviyesi, ÖSYM tarafından yapılan Yabancı Dil Bilgisi Seviye Tespit Sınavı (YDS) sonuçlarına göre belirlenmektedir.
YDS Almanca, Arapça, Fransızca, İngilizce ve Rusça dilleri için (Mart, Nisan, Mayıs ayları içerisinde bir kez ve Eylül, Ekim, Kasım ayları içerisinde bir kez olmak üzere) yılda iki kez; diğer diller için ise (Mart, Nisan, Mayıs ayları içerisinde) yılda bir kez yapılmaktadır.
 
 
 
Adayların, bu sınavlarda alacakları puanlara göre yabancı dil bilgisi seviyeleri;
**90-100 arasında puan alanlar (A) seviyesinde,
**80-89 arasında puan alanlar (B) seviyesinde,
**70-79 arasında puan alanlar (C) seviyesinde,
**60-69 arasında puan alanlar (D) seviyesinde,
**50-59 arasında puan alanlar (E) seviyesinde
kabul edilmektedir.
 
 
 
Yabancı dil tazminatı
Yabancı dil seviye tespit sınavı sonucuna göre, her bir dil için;
-(A) düzeyinde başarılı olanlara 1500,
-(B) düzeyinde başarılı olanlara 600,
-(C) düzeyinde başarılı olanlara 300
gösterge rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımı sonucu bulunan tutarı geçmemek üzere belirlenecek miktarlarda aylık Yabancı Dil Tazminatı ödenebilmektedir.
Aynı dil için birden fazla sınava katılanlara ise, en yüksek seviye esas alınarak yabancı dil tazminatı ödenir
Bir sınav sonucuna dayanılarak 5 yıl süreyle yabancı dil tazminatı ödenmektedir. Bu sürenin bitiminden önce yeniden sınavla dil seviyesi belirlenmemiş olanların yabancı dil seviyeleri, 5 yılın sonunda bir alt düzeye inmiş sayılır ve (C) düzeyine göre tazminat alanların yabancı dil tazminatları ise kesilir.
 
 
 
Tazminat ödenen yabancı diller
Almanca, Arapça, Bulgarca, Çince, Danimarkaca (Danish), Ermenice, Farsça, Fransızca, Gürcüce, Hollandaca (Dutch), İngilizce, İspanyolca, İtalyanca, Japonca, Korece, Lehçe, Macarca, Portekizce, Rumence, Rusça, Sırpça, Ukraynaca ve Yunanca dilleri için tazminat ödenebilmektedir.
 
 
 
Ödenecek Yabancı Dil Tazminatı miktarı
Yürürlükte bulunan Yabancı Dil Tazminatı Miktarlarının Tespitine İlişkin Esaslarda, yabancı dil bilgi seviyelerine göre kamu personeli hakkında uygulanacak Yabancı Dil Tazminatı Gösterge rakamları belirlenmiştir.
Belirlenen gösterge rakamlarının memur aylık katsayısı ile çarpımı sonucu bulunan tutarlar ise, ilgililere her ay aylıklarıyla birlikte Yabancı Dil Tazminatı olarak ödenmektedir. Bu tazminat miktarından sadece Damga Vergisi kesintisi yapılmaktadır.
 
 
 
Yabancı Dil Tazminatı göstergeleri ve 2014 yılı net Tazminat miktarları
 (A)DÜZEYİ
(96-100 puan)
NET TAZMİNAT               
(A)DÜZEYİ
(90-95 puan) NET TAZMİNAT
(B)DÜZEYİ   NET TAZMİNAT(C)DÜZEYİ   NET TAZMİNAT
**Yabancı Dil Bilgisinden Yararlanılan Personel
(bildiği her dil için)
(1200 gösterge)
91,70 TL
(900 gösterge)
68,77 TL
(600 gösterge)
45,85 TL
(300 gösterge)
22,92 TL
** Diğer Personel
(bildiği her dil için)
(750 gösterge)
57,31 TL
(750 gösterge)
57,31 TL
(500 gösterge)
38,21 TL
(250 gösterge)
19,10 TL
 
 
 
Yabancı dil bilgisinden yararlanılan personel
Personelin yabancı dil bilgisinden görevinde yararlanıp yararlanmadığı, kurum  amirleri tarafından verilecek bir onayla belirlenir.
Ancak, hakim ve savcılar, mülki idare amirleri, Dışişleri Bakanlığı meslek memurları, Daire Başkanı ve daha üst yönetim görevlerinde bulunanlar (TSK’da yarbay ve daha üst rütbelerde bulunanlar), üniversite öğretim elemanları, öğretmen kadrosuna atanmış olanlar ile mütercim ve tercümanlar için ayrıca bir onay alınmasına gerek bulunmaksızın yabancı dil bilgisinden görevlerinde yararlanıldığı kabul edilir.

28 Şubat 2014 Cuma

Dillerin Doğuşu

Dillerin Doğuşu

Fatih BAĞCIOĞLU

Filolojiye, dil mevzuuna alâka duysun veya duymasın her insanın aklına zaman zaman "Dil acaba nasıl doğmuştur, dünyada en eski dil hangisidir?" soruları takılmıştır. Yine hemen hemen her insan "Diller tek bir kaynaktan mı, yoksa başka başka kaynaklardan mı gelişmiştir? " sorusuna cevap aramıştır ve bu mevzu filolojinin de (dilbilim) temel meselelerinden biri olmuş, yıllardan beri bir çok filolog bu sorulara cevap bulmaya çalışmıştır.

Son senelerde bu mevzuda yapılan en enteresan araştırmalardan biri Richard Fester'in yaptığı çalışmadır. Karl-Heinz Farni'nin Almanca P.M. Dergisinde yazdığı uzun makalede Fester'in bu ilgi çekici çalışmaları anlatılmaktadır.

Richard Fester 25 senedir 200 muhtelif dünya dili üzerinde incelemeler yapmış ve bu dillerdeki ortak kelimeleri tesbit etmeye çalışmıştır. Bu çalışmada kendisine 30 filolog yardımcı olmuştur. Fester ve arkadaşlarının modern filolojinin metodlarına uygun olarak yaptığı incelemeler, birbirleriyle ilgisi yokmuş gibi görünen muhtelif dillerin (*), müşterek tarafları olduğu gerçeğini ortaya koymuştur.

Bu çalışmalarda Fester'in bilhassa kelimeler arasındaki ses benzerlikleri dikkatini çekti. İlk olarak coğrafik isimleri ele aldı. Bunun neticesinde diller arasında inşanı şaşırtan bir benzerlik meydana çıkıyordu: Federal Almanya'da Ren nehri vardı. Fransa'da Rhone, Garonne ve Roanne, İtalya'da Reno, Norveç'te Rena, İsveç'te ise Ronne nehri bulunuyordu. Burada isimlerden başka bir müşterek taraf ta bunların hepsinin akarsu oluşudur. Verilen misâllerin tamamının Hint-Avrupa dilleri ailesine ait olduğu düşüncesi ileri sürülebilir. Fakat yapılan araştırmalar, Hint-Avrupa dilleri ailesine girmeyen dillerde de buna benzer isimlerin olduğu gerçeğini ortaya koydu. Meselâ, Amerika'da Washington yakınlarında bir nehrin ismi Kızılderili dilinde Raanoke'dir. Buradaki Mepucha yerlileri "çağıldamak, akmak" kelimesini rinun ile karşılamaktadırlar. Bu kelime Almanca'da rinnen'dir. Binlerce kilometre uzaklıkta Hindistan'da buna rina, Tibet'te ran, Japonya'da ryu Afrika'da baharini denmektedir.

Richard Fester'in tesbitlerine göre Japonlar, Amerika yerlileri ve Afrikalılar birbirleriyle münasebet kurmayan topluluklardır. Fakat bu kavimler nehri ve onunla alâkalı "akmak, çağıldamak" kelimesini aynı şekilde ifade etmektedirler.

Fester'e göre genç kadını ifade eden kelime ise bu mevzuda ayrı bir delildir. İskoçya'da genç kadına cwen denmektedir. Kuzey Germenler'de Kwinn, İngilizce'de queen, Ortaçağ Almanya’sında ise kvenne denirdi. Grekçe'de kadın gyne kelimesiyle anlatılır. Indo-Germen dil gruplarına girmeyen Baskca'da Gune ve Norveç dilinde Kuna kelimesiyle ifade edilir. Asıl şaşırtıcı olan Peru'daki Inkalar'da kadın Kuna, Avustralya'da 40.000 seneden beri yasayan yerlilerin dilinde Guna diye adlandırılır.

Fester "yuvarlaklığı" ifade eden Kail kelimesi üzerinde de durarak birçok dünya dilinde bu kelimenin de ortak olduğunu ispatlamıştır. İspanyolca'da Callao yuvarlak demektir. İbranice'de gal'gal tekerlek mânâsına gelir. Tibet dilinde Kyal yuvarlaklığı karsılar.

Ayrıca birinci teklik şahıs zamiri (ben) Almanca'da leh, İngilizce'de I, Latince'de ego, Avustralya dilinde ygo, Arapçada “ene”dir. Yine Latince tintinnare veya tintinnere fiili Türkce'de tınlamak veya ses vermek şeklinde karşılanır. Arapçada ise tanin tınlama, tannan tınlayan demekdir.

Bu birbirleriyle hiç bir münasebeti olmayan muhtelif dillerin bazı nesneleri ifade etmekteki paralelliği, bir çok araştırmacıyı şaşırtmaktadır. Bugün filologların bir kısmına göre bütün dünya dillerinin hepsi aynı kaynaktan, bir tek dilden ayrılmış, ortaya çıkmıştır. Yani bütün dünya dillerinin menşei birdir.

İşte Richard Fester bugünkü ve yok olmuş bütün dillerin hepsinin tek bir dilden geldiği görüsüne katılmakta ve yaptığı araştırmalar, verdiği misâllerle bunu ispatlamaktadır. O zaman da zaruri olarak müşterek orjin, yani bütün insanların aynı anne babanın çocukları olduğu fikri akla gelmektedir. Böyle, orjin i (menşei) bir olan ve hiç bir nakil vasıtasına sahip olmayan o zamanki insanların bütün yeryüzüne nasıl yayıldığı sorusuna Richard Fester, zaman ağırlığıyla ikna edici bir cevap vermektedir. Ona göre devamlı büyüyen ve lisanı ile üstün bir grup, her nesilde sadece 3 km. uzaklaşsa 100 000 sene sonra bulunduğu yerden 10 000 km. uzaklaşmış olur. Böylece zaten dünyanın yarısı iskan edilmiş olur.

Fester sonunda "Lisan insanın kendisi kadar eskidir." hükmünü veriyor ve onun bu araştırmaları en tanınmış filologları bile düşündürüyor. Zaten Yüce Beyan'da öyle demiyor mu: "Siz aynı anne babanın çocuklarısınız. "


______________

(*) Filoloji (Dil ilmi), yeryüzündeki dilleri menşe bakımından başlıca dört büyük âilede toplar:
1— Hint-Avrupa Dilleri Ailesi: Bu ailenin iki büyük kolu vardır. I. Avrupa Kolu; Avrupa kolu da kendi içinde üç kola ayrılır, a. Germen Kolu (Almanca, İngilizce, Flemenkçe), b. Romen Kolu (Fransızca, İspanyolca, İtalyanca, Romence), c. İslav Kolu (Rusça, Sırpça, Bulgarca), II. Asya Kolu (Farça ve Hindistanda konuşulan diller).
2— Sami Dilleri Ailesi (Arapça, Akatça, İbranice).
3— Bantu Dilleri Ailesi (Güney ve Orta Afrika dilleri).
4— Çin - Tibet Dilleri Ailesi (Çince, Tibetçe ve Uzak - Doğu dilleri). Bunun dışında Amerika'daki Avustralya'daki diller bu aileler dışında; aileden küçük dil gruplarını meydana getirirler. Türkçe ise, Macarca, Fince, Moğolca ile birlikte Ura) - Altay dilleri grubuna girer.

Modern İlâl'cılar

Modern İlâl'cılar


Ters tarafından duvara çivi çakmaya çalışan bir deliye öbürü:

"—Olmadı, o çivi bu duvarın değil; baksana ucu karşıyı gösteriyor; oraya çak!" dediği gibi, dilimizde de ekler - kökler birbirine karıştı. İsim ekleri fiillere, sona getirilecekler başa, hatta yabancı ekler, olmayacak yerlere yamanmaya başlandı. N. Fazıl'ın ifadesiyle "kurbağa dili" diye acayip bir lisan doğdu.

Prof. Dr. Faruk Timurtaş bu mevzuda şöyle demekte: "Öztürkçe ve Arı Türkçe adlan altında ortaya sürülen kelimelerin çoğu gramer şekli veya mânâ bakımından yanlıştır, uydurmadır. Bazı kelimelerde isme getirilmesi gereken ek fiile, fiile getirilmesi gereken ek isme getirilmiştir. Gramer kaidelerine uygun, mânâca yanlış olmayan yeni bir kelime, uydurma bir kelime değildir. Uydurma kelime yanlış eklerle yapılan, ses, şekil veya mânâca noksan olan kelimelerdir. Eklerin yanlış kullanılması ortaya garip kelimeler çıkarmaktadır.

Eklerin yanlış kullanılmasının ortaya acâyip kelimeler çıkardığını, örnekler üzerinde görmek faydalı olacaktır. Bunların birkaçını göstermek umumi bir fikir verecektir. Meselâ "ilginç" kelimesini ele alalım. Sevinç, korkunç, gülünç, kıskanç örneklerinde görüldüğü üzere "—c" veya "—nç" olan bu ek, hep fiil köklerine getirilmektedir. Dilimizde ilgimek veya iligmek şeklinde bir fiil mevcud olmadığına göre, "ilginç" yanlış ve uydurma bir kelimedir; fiile getirilmesi gereken "—ne" eki bir isim olan "ilgi" kelimesine getirilmiştir.

"Bağımsız" da böyledir. Bağ isim olduğuna göre, fiile getirilmesi gereken "—m" ekinin isim köküne getirilmesi yanlıştır.

Bir dilde az işlek ve ölü eklerle yeni kelimeler yapılamadığı halde, dilimizde, işlek olmayan eklerle de kelimeler meydana getirildiği görülmektedir. Meselâ "Zorun" böyle bir kelimedir. Kışın, yazın gibi zaman mânâsı taşıyan bir kaç kelimede görülen, zarf fonksiyonuna sâhip, işlek olmayan "—n" ekinin "zor" kelimesine getirilmesi yanlıştır. Bu kelime ek bakımından olduğu gibi, mânâ bakımından da doğru değildir. "Zor olarak, zorla" mânâsı ifade eden kelime "mecburi" kelimesine karşılık olamaz. "Zorunlu" ve "zorunluluk" kelimeleri ise büsbütün yanlıştır. Çünkü, zarf meydana getiren "—n" ekinden sonra "—lu" eki getirilemez. Bütün bunların dışında "zor" kelimesi farsça asıllı bir kelimedir. Arapça asıllıdır diye "mecburi" kelimesini atıp, farsça bir kelimeye işlek olmayan bir ek ilâve ederek yeni bir kelime meydana getirmenin bir mânâsı olmasa gerektir.

Dilimizin bünyesini, kelime kökünün ve eklerin ne olduğunu bilmeyen kimseler, Türkçede mevcud olmayan eklerle de yeni kelimeler yapmaktadırlar. Meselâ dilimizde nisbet ifade eden bir "—sal, —sel" eki bulunmadığı halde, bu eklerle kelimeler meydana getirilmektedir. Uysal ve kumsal gibi bir iki kelimede görülen ek, nisbet mânâsı ifâde etmemektedir. Ayrıca nisbet için kullanılan bu "—sal, —sel" eki, bazan "—al, —el", bazan sadece "—l" şekline girmektedir. Toplumsal, bölgesel, genel, özel, siyasal, doğal gibi. Bunlardan "—al, —el" fransızca, "—sal, —sel" ve "—l" uydurmadır. Dilimizde böyle nisbet ekleri yoktur. Aynı şekilde, "okutman, eğitmen örneklerinde olduğu gibi fâiliyet ifade eden ve fiil köklerine getirilen "—man, men" eki de uydurmadır. Şişman, kocaman gibi birkaç kelimede görülen ek ölü bir ektir ve böyle bir mânâ taşımamaktadır. Başka bir uydurma ek de "—ç" dir. Dilimizde isim köküne getirilen bir "—ç" eki bulunmamasına rağmen "araç" kelimesi teşkil edilmiştir. Doğrusu aracı olması gerekmektedir. Aynı ekle yapılan "gereç" kelimesi ise, Türkçede mevcut olmayan "gere" kökünden meydana getirilmiştir.

Bazan yalnız ek bakımından da değil, mânâ bakımından yanlış kelimeler teşkil ediliyor. Bunlardan da birkaç örnek vermek uygun olacaktır. "Vicdan" karşılığı "bulunç" ileri sürülmüştür. "Vicdan"ın terim ve deyim olarak "bulmak" ile hiçbir ilgisi yoktur. Fakat, vicdan kelimesi Arapça aslında "bulmak" mânâsına gelen bir kelimeden türediği için, kelimenin bizde kullanılan mânâsı düşünülmemiştir. Arapçadan aynen tercüme etmek suretiyle uydurulmuş, mefhum göz önünde tutulmamıştır. "İlişki" kelimeside mânâ bakımından uygun değildir. Bu kelime "münasebet" karşılığı olamaz. İlgi "alâka" demek olduğuna göre "ilişki olsa olsa "taâlluk" mânâsına gelir. "İzlemek" kelimesinin bir tiyatro eserini, bir filmi seyretmek, görmek, bir musiki parçasını dinlemek mânâsına kullanılmasıda hatâlıdır. Çünkü izlemek "izinin arkasından gitmek, aramak" mânâsı ifade eder.

İzlemek yaşayan dilde "Hayvanın veya eşkıyanın izini aramak, takip etmek" suretinde kullanılır. Bu sebeple "takip et-mek"in ancak maddi sahadaki karşılığı olabilir. Perdede, sahnede ve televizyon ekranında bir oyun, bir film izlenmez; seyredilir, görülür.

Bir dilde yeni kelimeler, dilin bünyesine uygun; yani ses, şekil ve mânâlar doğru olarak teşkil edilmelidir. Böyle olduğu takdirde bunlar uydurma değil, usûlüne uygun olarak türetilmiş kelimeler sayılırlar. Her dilde her zaman yeni kelimeler türetilebilir. Bu, o dilin canlılığını ve gelişmesini gösterir. Türkçemiz kelime türetmek bakımından son derece zengin ve kudretli bir dildir. Ne var ki; dili sadeleştirmek ve zenginleştirmek maksadıyla meydana getirilen kelimelerin büyük bir kısmı dilin yapısına dikkat edilmediği için yanlıştır. Halbuki dilimiz yeni kelime türetilmesine son derece elverişli ve müsâittir."

Durum böyle olduğu halde bir kısım arı dilciler, modern bir i'lâl anlayışı içinde "yoksul" hatta "yoksun" kelimelerinin sonlanndaki "—sul" ve "sun" eklerinin bile aslının "—sal" eki olduğunu iddiaya kadar işi vardırmışlardır.

Merhum Ali Fuad Başgil, "Uydurma Dil Modası" başlıklı yazısında hatıralarını anlatırken şöyle diyor: "Hiç unutmam, 1935 yazında, bir gün. Ada vapurunda, rahmetli Eskişehir Mebusu Yusuf Ziya hoca ile buluştuk. Ankara'dan geldiğini ve beşyüz sahifelik bir eser hazırlamakta olduğunu söyledi. Neye dair diye sordum. Arapça'nın Türkçe'den çıkma olduğuna dairmiş... Bir misâl de verdi, meselâ Firavun kelimesi Arapça sanılır, halbuki Türkçedir ve "Burun" kelimesinden çıkmadır. Burun insanın önünde, çıkıntı yapan bir uzuvdur. Hükümdar da cemiyetin önünde giden bir şahsiyet olduğu için, Mısır'da buna burun denilmiş, kelime zamanlar içinde kullanılarak nihayet Firavun olmuş dedi. Altmışından sonra, Esasiye hocalığından dil canbazlığına dökülen üstadı, çıldırıyor mu diye merak etmiştim." Aslında bir zamanlar bu durum bir hastalık halini almıştı. Birçok Arap ve Fars kelimelerinin üzerinde duruluyor, bunların asıllarında muhakkak Türkçelik aramak gibi bir işgüzarlığa kadar gidiliyordu. Hatta bir gün, Necati Beyin Maarif Vekilliğinde, geç vakte kadar süren bir toplantıdan ilk çıkan Falih Rıfkı Beye (Ulus) gazetesi muhabiri sormuştu:
— Bu gün ne yapıldı. Falih Rıfkı bey? Falih'in muhabiri şaşırtan cevabı şu olmuştu:
— Namusumuz kurtuldu.

Meğer o gün, saatlerce, "namus" kelimesinin öztürkçe olduğunu isbata uğraşanlar olmuş ve bu güzel kelime dilimizden atılmaktan kurtarılarak neticede aslı Türkçedir diye bir karara varmışlar.

Başka bir münâkaşayı bizzat Falih Rıfkı kendisi anlatıyor: "İlk lügat komisyonuna başkanlık yaptım. İki takımdık. Biz bir kelimenin Türkçe karşılığı yoksa, konuşma diline geçmişse ve benimsenebilecek bir karşılığı öne sürülmüyorsa onu "Türkçeleşmiş" sayıyorduk. Özleştirmeciler "sokak" kelimesini bile, aslı Arapça olduğu için, lügatta tutmak istemiyorlardı.

Hiç unutmam. Dolmabahçe Sarayında toplanmıştık. Sağımda Naim Hazim Hoca, solumda Yusuf Ziya ... Sıra "hüküm" kelimesinde:
— Bir karşılığı yoksa alıkoyalım, dedim. Naim Hoca da, Yusuf Ziya da:
— Olamaz, dediler.

Sağıma döndüm. Naim Hoca'ya :
— A hocam. Arapçanın aslı Türkçedir, dersiniz. Kur'ân'dan hangi kelimeyi göstersek aslı Türkçe olduğunu iddia eder"siniz.

Soluma döndüm.
— Siz de hocam, bütün diller Türkçe-den üremedir, dâvasını güdersiniz. Fransızca "chambre", allem eder kallem eder, "oda"dan çıkarırsınız. Sonra "hüküm" gibi köye kadar giren kelimeye gelince ikiniz de dayatıyorsunuz.

Hayli tartıştık. Toplantıdan sonra:
— Asya Türk lehçelerini pek iyi bilen bir üyemiz bana geldi. "—Fâlih bey ben bir çok lehçe bilirim. Bir Yakup Kadri, Falih Rıfkı lehçesi de biliyorum. Bilmediğim tek lehçe Dil Kurumu Lehçesi!" dedikten sonra:
— Hiç üzülmeyin. "Hüküm" kelimesini yarın Türkçe yaparız, dedi. Ve ertesi gün usulca elime bir pusula verdi. Radloff'a göre bazı Türk lehçelerinde "Ök = akıl" demekmiş, "ük" şekline girdiğini gösteren örnekler de kâğıtta yazılı idi. Bir uzak lehçede "um, üm " le isim yapıldığı üzerine de bilgi edinmiştim. Alt tarafı da kolaydı: Ük, üküm. Kullanıla kullanıla "hüküm"

Toplantıda :
— Hüküm Türkçedir, dedim ve sabahleyin öğrendiklerimi sayıp döktüm.

İki hoca da susa kalmışlardı
"Uydurma" demeyeyim de "yakıştırmacılık" ilminin temelini atmıştık.

Dilimizin başına gelen bu dramatik durum, Meddah Süruri ile Kel Hasan arasında geçen i'lâl komedisini hatırımıza getiriyor.

Meddah Süruri, bir aralık Kel Hasan'la tutuştular. Süruri Arapça (i'lâl) denilen kaideye uydurarak Kel Hasan hakkında şöyle bir tekerleme yapar:
— Kel Hasan aslında Gül Hasan idi. Sonbahar geldi, yapraklan döküldü. Kel Hasan oldu.

Kel Hasan susar mı? O da şöyle mukabele etti:
— Süruri aslında sürur merhemi idi. Kel Hasan'ın başına sürdüler, tuhaflığı ordan aldı, Kel Hasan oldu.

Meddah Aşki de Kel Hasan'a yardım için Süruri hakkında bir (i'lâl) yuvarladı:
— Süruri aslında Silivri yoğurdu idi, suyunu çekti, sütünü bozdu süruri oldu.

Süruri'nin Aşki'ye mukabelesi daha şiddetli oldu :
— Aşki aslında Fışkı idi (F) nin yuvarlağından lokomatif geçti. (F) yırtıldı, ağzını açtı, üstündeki nokta da kaçtı, Aşki oldu.

Dilde Yabancılaşma

Dilde Yabancılaşma

Bir televizyon kanalı, 'Best Model Türk Dili Konuşan Ülkeler' yarışması düzenlemiş. Yani Türk dili konuşan ülkelerin mankenlerinin yarışması. Hem Best Model, hem de Türk Dili konuşan ülkeler... Tam, 'altı kaval, üstü şeşhane' deyimine uygun bir durum...
Maalesef günümüz insanı sözlerinin arasına İngilizce, Fransızca vb kelimeleri sokuşturmayı kültürlü olma göstergesi addetmektedir. Sadece sözlerinde yer vermekle kalmayıp, günlük hayattaki bir çok eşyayı ve kavramı da yabancı kökenli kelimelerle anlatmaktadır. Özellikle gençler olmak üzere insanlar artık; 'Blue Jean Center'dan aldığı 'new creation' kıyafetleri giyerek, 'restaurant'a veya 'fast food'a gidiyor. Kapıda 'closed' yazarsa geri dönüyor, 'open'i görünce 'push'u da okuyup kapıyı iterek içeri giriyor. 'Köfte burger' yiyip çıktıktan sonra; 'cafe'ye ya da 'wc'ye gitmek isteyebilir. Daha sonra 'new style dizayn' edilmiş 'club'larda vakit geçiriyor. Eğlencesi genellikle 'non stop'tur. Saçlarına, üzerine 'sprey' sıkmıştır. Arabası 'steyşin' olabilir. Yedek tekerleğe ihtiyacı yoktur, nasıl olsa 'stepne'si vardır. Mükellefi 'stopaj' öder, çiftçisi 'sübvansiyon' bekler, borsacısı 'spekülasyon' yapar. Sanatçıları 'star'dır. 'Suare'de veya 'matine'de mutlaka bulunmalıdır. Tercümesi 'spontone', anlaşması 'stand-by'dir. Yarım gün tatildedir. Ona ihtiyaç duymaz. Çünkü 'part-time' çalışmaktadır. Yılbaşında 'eşantiyon', 'promosyon'lar dağıtılır. Ortamın 'steril' olmasına çalışır. Ancak genellikle 'stres'li olduğundan 'spazm' geçirir.

Yabancı kökenli bu kelimelerin dilimizde bu kadar çok yer tutması, günlük hayatta tabelalarda, basında, caddelerde bu kadar çok kullanılması, dilimizin geleceği konusunda kaygılanmayı gerektirecek boyuttadır. İnsan birçok büyük şehrin caddesinde dolaşırken, kulaklarını tıkayıp sadece tabelalara baksa, kendini rahatlıkla yabancı bir ülkede hissedebilir.

Bu durumun yeni bir şey olmadığını, eskiden de buna benzer durumlarla karşılaşıldığını kaynaklardan, eski yazarların hikâye ve romanlarından öğreniyoruz. Bu konuya değinen yazarlardan biri de Ahmet Hikmet Müftüoğlu'dur. Yazar, 1922 yılında yazdığı 'Turhan Nasıl Çıldırdı?' adlı hikâyesinin kahramanı Turhan'ın şahsında şunları anlatmaktadır: Turhan sokakta, duvarlarda ve cemakânlarda, dükkânların üstlerindeki Fransızca, İngilizce, Almanca, İtalyanca hattâ Rusça ilânlara, yaftalara, reklâm afişlerine bakar: 'Yarabbi! Bu memlekette bir zabıta, bir şehremaneti (belediye başkanı), bir matbuat nizamnamesi yok mu?' diye feryat ederdi. Çünkü Avrupa'nın hiçbir tarafında yerlilerin lisanından başka bir dil, bir yazı ile sokaklarda ilân, yafta görmemişti.

Paris'te, Londra'da, Newyork'da dersaadetten pek çok ecnebi mevcut olduğu halde, İngiltere ve Amerika'da İngilizce'den gayrı sokaklarda bir yazı görülmezdi. Ekseri kahvehanelerde; 'ena isketo' lokantalarda 'ona kutleta', iskelelerde 'ena pedi' çığlıkları biçâre Turhan'ın kulaklarını törpüler delerdi. 'Bu nasıl millî, bu nasıl resmî lisan? Bu nasıl memleket, bu ne kayıtsız, duygusuz millet?' derdi.

Genç; tasavvurunun, tahammülünün farkındaki bu hallere karşı daima isyan ederdi. Polis müdürüne, matbuat müdürüne gider, baştan savulurdu. Ceridelere makaleler yazar, sansür çıkarırdı. Büyük makamlara lâyihalar (dilekçe) takdim eder, 'hıfz' işaretiyle evrak odalarına gönderilirdi. Bu suretle muvaffak olamayınca, yeni ve ateşli bir nesil yetiştirmek için evvelâ hususî bir mektebe fahri, sonra devlet mekteplerinden birine muvazzaf (kadrolu) muallim oldu. Bir müddet geçti, talebeyi dersten başka şeylerle meşgul ettiği suçlamasıyla kınamaya maruz kaldı, istifaya mecbur oldu.'

Restaurant, cafe, center, shop, night clup, wc, express, highlife, newline, colelction, color foto, by by, pardon, part time, full time, carrier, family, jean, new style, creation, open, closed, push, cottonland, full automatice, best model.. vb kelimelerle de, bugünün Turhanlar'ı karşılaşmakta. Ancak günümüzün Turhanları'nın, hikâye kahramanı Turhan kadar şuurlu oldukları söylenemez. Bu kelimelerin kullanılmakla yetinilmemesi, genellikle İngilizce'de yazıldığı şekilde yazılması, söylendiği şekilde telaffuz edilmesi büyük bir çoğunluğu rahatsız etmemekte, çoğunun dikkatini dahi çekmemektedir.

Yazarın seksen sene önce gördüğü ve hikâyeleştirdiği bir meselenin halledilmesi bir yana, bugün daha vahim bir durum almış olması, yeterli çalışmanın yapılmadığını göstermektedir. Seksen sene sonra yine aynı manzaralarla karşılaşılmaması için alınması gereken bazı tedbirler olmalı.

Fertler bu konuda hassas olmalıdır. Türkçe karşılığı bulunan yabancı kökenli kelimeleri kullanmaktan kaçınılmalıdır. 'Pardon, çok pardon' yerine, 'afedersiniz, özür dilerim, izin verir misiniz' vb cümleleri pekâla kullanabiliriz. 'Mersi' yerine 'teşekkür ederim, sağ ol' diyerek, meramımızı ifade etmek değerimizi eksiltmez. Yabancı kökenli karşılıklarını kullanmanın değerimizi artırmayacağı gibi...

Yazılı ve görüntülü iletişim vasıtalarında çalışanlar; yazılarında, programlarında Türkçe kelimeleri kullanmaya özen göstermelidirler. Bu yayınları seyredenler bunları örnek almakta ve bunlardan etkilenmektedir. Buralarda duydukları, gördükleri, okudukları kelimeleri bir süre sonra kullanmaya başlamaktadırlar. Sözgelimi yılbaşı dolayısıyla hazırlanan bir programda sahneye; 'New Years' yazılı bir yazı asmak ne seyirci sayısının artmasına, ne de programın kalitesine bir katkıda bulunabilir. Bunun yerine, 'Mutlu Yıllar, Mutlu Seneler, İyi Yıllar, İyi Seneler', gibi ifadeler kullanılabilir. Böylece muhatap ne denilmek istendiğini daha rahat anlar ve programda meramınızı daha kolay anlatmış olursunuz. Sahası ne olursa olsun, dil konusunda eğitimcilere çok büyük vazife düşmektedir. Sadece eğitimciler değil, herkesin; Türkçe'nin doğru ve güzel kullanılması konusunda büyük bir hassasiyet göstermesi, çok şuurlu davranması, dilimizin geleceği açısından son derece önemlidir.



Popular Posts