kelime etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kelime etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
17 Nisan 2017 Pazartesi
23 Mart 2017 Perşembe
Wordly Wise 3000 Book 2
Etiketler:
3000,
Book 2,
flash card,
kelime,
word,
Wordly Wise
10 Mart 2017 Cuma
How to Learn and Memorize Arabic Vocabulary
Etiketler:
and,
arabic,
arapça,
How to Learn,
kelime,
Memorize,
vocabulary
6 Mart 2017 Pazartesi
16 Şubat 2017 Perşembe
18 Ocak 2017 Çarşamba
Barron's 1100 Words
Barron's 1100 Words
It is difficult to change someone’s opinion by badgering him. The child who begs his mother
to “get off his back” when she implores him for some assistance with the household drudgery,
may very well plead interminably for some special privilege when he wants something for
himself. How paradoxical* that neither is able to perceive that no one likes being nagged.
(*paradoxical—studied previously)
Sample Sentences Getting the hang of it? Now go on to use the five new words in the
following sentences—remember, past tenses may be required.
1.She does her homework on Fridays to save herself from the ________________ of
having to do it during the weekend.
2.The teacher continually ________________ the pupil for the missing assignments.
3.The eminent scientist ________________ difficulties in putting the invention into
practice.
4.The sick child’s mother ________________ the doctor to come immediately.
5.I listened to the boring lecture for what seemed an ________________ fifty minutes.
6.badger (v.) a. unpleasant, dull, or hard work
7.implore b. unending
8.drudgery c. to plead urgently for aid or mercy
9.interminable d. to understand, know, become aware of
10.perceive e. to pester, nag, annoy persistently
Etiketler:
barron,
barron's,
Barron's 1100 Words,
english,
ingilizce,
kelime,
word,
yds kelime
31 Ekim 2016 Pazartesi
Bookworm Adventures
Bookworm Adventures
Build words and battle monsters in this spelling sensation! Help Lex rescue his friend Cassandra by forming words from the letter jumble. Survive three mythic storybooks and boost your power with fantastic gems, potions and magical treasures. It’s the ultimate test of vocabulary valor!
Harika bir kelime oyunu, kolaydan zora doğru giden iyi tasarlanmış bir oyun !
Build words and battle monsters in this spelling sensation! Help Lex rescue his friend Cassandra by forming words from the letter jumble. Survive three mythic storybooks and boost your power with fantastic gems, potions and magical treasures. It’s the ultimate test of vocabulary valor!
Harika bir kelime oyunu, kolaydan zora doğru giden iyi tasarlanmış bir oyun !
27 Ekim 2016 Perşembe
yds videolar
yds videolar
2016 yds sonbahar sorular
YDS kelimler
phrasel verbs YDS
Etiketler:
2015,
2016,
kelime,
phrasel verb,
sorular,
word,
yds,
yds videolar
9 Eylül 2015 Çarşamba
11 Haziran 2015 Perşembe
Dillerdeki kelime sayısı?
Türk Dil Kurumu (TDK), yabancı dillerde 10 binin üzerinde Türkçe sözcük olduğunu, Türkçe'den en fazla sözcüğün ise Ermeniler ile Sırpların aldığını belirledi.
TDK Başkanı Şükrü Haluk Akalın, kurul üyesi Prof. Dr. Günay Karaağaç'ın yürüttüğü çalışmada, bir kültür ve uygarlık dili olarak Türkçe'nin pek çok dile sözcük verdiğinin örnekleriyle ve kanıtlarıyla ortaya konulduğunu belirtti.
Akalın, yabancı dillerde 10 binin üzerinde Türkçe sözcük olduğunu, Türkçe'den en fazla sözcüğün ise Ermeniler ile Sırpların aldığını belirlediklerini vurguladı. Türkçe'den Ermenice'ye verilen bu sözcüklerin yanı sıra, Türkoloji'de Ermeni Kıpçakça'sı diye adlandırılan ve 13. yüzyıldan 17. yüzyıla kadar Karadeniz'in kuzeyinde kullanılan bu dilin tamamen Türkçe'ye dayandığını ifade eden Akalın, şunları kaydetti:
''Bugün Ermenice'de, gerek Türkiye Türkçesi'nden gerek Azerbaycan Türkçesi'nden alınma Türk dili kökenli yaklaşık 5 bin sözcük kullanılıyor. Elbette diller arasındaki bu etkileşim karşılıklıdır. Türkiye Türkçesi yazı dilinde de Ermenice kökenli bazı sözler var. Ama bunların sayısı yalnızca 16'dır.''
HANGİ DİLDE NE KADAR TÜRKÇE SÖZCÜK VAR
Akalın, yazı dilimizdeki yaklaşık 400 alıntıya karşılık Yunanca'ya yaklaşık 3 bin Türkçe kökenli söz verildiğini vurgulayarak, ''Macarca'dan aldığımız 18 söze karşılık bu dilde yaklaşık 2 bin Türkçe alıntı var. Türkiye Türkçesi'nde Rusça alıntı 38 iken, Rusça'daki Türkçe alıntılar yaklaşık 2500'dür. Bütün bunlar Türkçe'nin komşu ulusları ve kültürleri büyük ölçüde etkilediğini gösteriyor'' diye konuştu.
Akalın, Çince'de 307, Farsça'da yaklaşık 3 bin, Urduca'da 227, Arapça'da yaklaşık 2 bin, Ukraynaca'da 747, Ermenice'de 4 bin 262, Fince'de 118, Rumence'de yaklaşık 3 bin, Bulgarca'da yaklaşık 3 bin 500, Sırpça'da 8 bin 742, Çekçe'de 248, İtalyanca'da 146, Arnavutça'da yaklaşık 3 bin, İngilizce'de 470, Almanca'da 166 Türkçe kökenli sözcük olduğu ortaya konulduğunu anlattı.
Akanın, ''Listeden anlaşılacağı gibi, bir sözcüğümüzün birkaç dile geçtiğini göz önüne aldığımızda dünya dillerindeki Türkçe kökenli sözcüklerin sayısının 35-40 bin civarında olduğu görülür'' dedi.
TÜRKÇE'NİN ÇEKİM GÜCÜ
Dillerin başka dillere sözcükler vermesi ve başka dilleri etkileri altına almasının ancak bir çekim gücü haline gelmesiyle mümkün olduğunu ifade eden Akalın, ''Bunun için de bilimde, teknolojide kaydedeceğimiz gelişme ve ilerlemenin yanı sıra kültür değerlerimizi, sanatımızı, edebiyatımızı dünyaya tanıttığımız ölçüde Türkçe'nin çekim gücü olma özelliğini sürdürmesi sağlanacaktır'' dedi.
Akalın, Türkçe'nin çeşitli dillere verdiği 10 binin üzerindeki sözcüğün hangi dillerde nasıl ve hangi anlamlarda kullanıldığının ''Türkçe Verintiler Sözlüğü'' adlı eserde yayımlanacağını kaydetti.
ÖRNEKLER
Akalın, Türkçe'nin ad türünden kelimelerin yanı sıra diğer dillere fiil türünden kelimeler de verdiğini vurgulayarak, şunları söyledi:
''Türkçe, başka dillerden sözcükler aldı, ama alıntılarımız içerisinde kök fiiller son derece azdır. Oysa, (çakmak, çatmak, kapamak) gibi pek çok kök fiil Türkçe'den diğer dillere geçmiştir. Fiillerin yanı sıra ünlemlerin hatta deyimlerin ve atasözlerinin de Türkçe'den diğer dillere geçen söz varlıkları arasında olduğunu biliyoruz.'' Akalın, ''Açık, ada, bacanak, bağlama, çakal, çanak, damga, dolma, düğme, gemi, kapak, kayık, kazan, ocak, sağrı, sayı, sarma, toka'' gibi kelimelerin Türkçe'nin bu dillere verdiği binlerce kelimeden yalnızca birkaçı olduğuna dikkati çekti.
Akalın, Türkçe'deki ''açık'' sözünün Farsça'da ''açig'' (ağaçsız ve açık yer, alan), Ermenice'de ''açik, açiklik'' (kır, ova, açıklık yer) Macarca'da ''açsik'' (üzeri açık deniz taşıtı, sandal), Rumence'de ''acic'' ve ''ustuacic'' (açık, üstü örtülü olmayan), Bulgarca'da ''açik'' (açık) olarak kullanıldığını bildirdi.
Akalın, ''Bacanak'' kelimesinin Türkçe'deki (karıları kardeş olan erkeklerden her biri) anlamıyla Yunanca'da ''bacanakis'', Sırpça'da ''bazanak'', Arnavutça'da ''baxhanak'' biçimlerinde kullanıldığını belirtti.
Akalın, Türkçe'deki ''Bilene bir, bilmeyene bin'' deyiminin, Ermenice'de ''Bilana bir, bilmiyana bin'', ''Düşmanın gözü kör olsun'' deyiminin ise ''Dyuşmanı gyozi gyor olsun'' şeklinde geçtiğini ve bunun gibi çok sayıda örnek bulunduğunu belirtti.
Akalın, Çince'de 307, Farsça'da yaklaşık 3 bin, Urduca'da 227, Arapça'da yaklaşık 2 bin, Ukraynaca'da 747, Ermenice'de 4 bin 262, Fince'de 118, Rumence'de yaklaşık 3 bin, Bulgarca'da yaklaşık 3 bin 500, Sırpça'da 8 bin 742, Çekçe'de 248, İtalyanca'da 146, Arnavutça'da yaklaşık 3 bin, İngilizce'de 470, Almanca'da 166 Türkçe kökenli sözcük olduğu ortaya konulduğunu anlattı.
Akanın, ''Listeden anlaşılacağı gibi, bir sözcüğümüzün birkaç dile geçtiğini göz önüne aldığımızda dünya dillerindeki Türkçe kökenli sözcüklerin sayısının 35-40 bin civarında olduğu görülür'' dedi.
TÜRKÇE'NİN ÇEKİM GÜCÜ
Dillerin başka dillere sözcükler vermesi ve başka dilleri etkileri altına almasının ancak bir çekim gücü haline gelmesiyle mümkün olduğunu ifade eden Akalın, ''Bunun için de bilimde, teknolojide kaydedeceğimiz gelişme ve ilerlemenin yanı sıra kültür değerlerimizi, sanatımızı, edebiyatımızı dünyaya tanıttığımız ölçüde Türkçe'nin çekim gücü olma özelliğini sürdürmesi sağlanacaktır'' dedi.
Akalın, Türkçe'nin çeşitli dillere verdiği 10 binin üzerindeki sözcüğün hangi dillerde nasıl ve hangi anlamlarda kullanıldığının ''Türkçe Verintiler Sözlüğü'' adlı eserde yayımlanacağını kaydetti.
ÖRNEKLER
Akalın, Türkçe'nin ad türünden kelimelerin yanı sıra diğer dillere fiil türünden kelimeler de verdiğini vurgulayarak, şunları söyledi:
''Türkçe, başka dillerden sözcükler aldı, ama alıntılarımız içerisinde kök fiiller son derece azdır. Oysa, (çakmak, çatmak, kapamak) gibi pek çok kök fiil Türkçe'den diğer dillere geçmiştir. Fiillerin yanı sıra ünlemlerin hatta deyimlerin ve atasözlerinin de Türkçe'den diğer dillere geçen söz varlıkları arasında olduğunu biliyoruz.'' Akalın, ''Açık, ada, bacanak, bağlama, çakal, çanak, damga, dolma, düğme, gemi, kapak, kayık, kazan, ocak, sağrı, sayı, sarma, toka'' gibi kelimelerin Türkçe'nin bu dillere verdiği binlerce kelimeden yalnızca birkaçı olduğuna dikkati çekti.
Akalın, Türkçe'deki ''açık'' sözünün Farsça'da ''açig'' (ağaçsız ve açık yer, alan), Ermenice'de ''açik, açiklik'' (kır, ova, açıklık yer) Macarca'da ''açsik'' (üzeri açık deniz taşıtı, sandal), Rumence'de ''acic'' ve ''ustuacic'' (açık, üstü örtülü olmayan), Bulgarca'da ''açik'' (açık) olarak kullanıldığını bildirdi.
Akalın, ''Bacanak'' kelimesinin Türkçe'deki (karıları kardeş olan erkeklerden her biri) anlamıyla Yunanca'da ''bacanakis'', Sırpça'da ''bazanak'', Arnavutça'da ''baxhanak'' biçimlerinde kullanıldığını belirtti.
Akalın, Türkçe'deki ''Bilene bir, bilmeyene bin'' deyiminin, Ermenice'de ''Bilana bir, bilmiyana bin'', ''Düşmanın gözü kör olsun'' deyiminin ise ''Dyuşmanı gyozi gyor olsun'' şeklinde geçtiğini ve bunun gibi çok sayıda örnek bulunduğunu belirtti.
Etiketler:
dil,
diller,
kelime,
kelime sayısı,
sözcük,
sözcük sayısı
4 Mayıs 2015 Pazartesi
YDS kelime soru çözme teknikleri !
“KPDS-ÜDS SINAV TEKNİKLERİ“kitabından alıntıdır.
DİKKAT ! KELİME SORULARINI
1. Anlam bilgisine dayalı,
2. Kalıba dayalı,
3. Preposition (ilgeç)’e dayalı olarak çözümleriz.
Contex’den yararlanarak kelime sorularını çözmek mümkündür.
1. KIYASLAMA
2. ÖRNEKLEME
3. ZITLIK
4. PARALELLİK
tekniklerinden yararlanmak gerekir.
TEKNİK-1
Soru kökünün olumlu veya olumsuz anlam taşıdığını bulunuz. Şıkları buna göre negatif ve pozitif anlam taşıyanlara ayırınız. Anlam bakımından cümlede “paralellik” veya “zıtlık” varsa bu noktalara dikkat ediniz. Bağlaçların tiplerine dikkat ediniz. Zıtlık veren bağlaçlar bellidir. Ayrıca Eğer soru kökü olumluysa olumsuz anlam taşıyanları eleyiniz. Bunun tersi durumda ise olumlular da elenebilir.
ÖRNEK SORULAR:
2010 ÜDS-FEN
1. The world’s forests provide many —- benefits, such as prevention of soil erosion, as well as commercially important timber.
A) severe B) dependent C) extinct
D) desperate E) valuable
“benefits: yarar” isim cinsi kelimeyi niteleyecek ve soru kökünün olumlu yapısına uyacak olan en uygun sıfat şıklar elenerek elde edilir.
İPUCU:“such as prevention of soil erosion” TOPRAK EROZYONUNU ÖNLEME GİBİ Buradan soru kökünün olumlu bir anlam taşıdığını kolayca çıkartabiliriz. Şimdi şıkları ayırıp negatif olanları ayıklayalım.
A) severe -sert (-) B) dependent -bağlı (-+) C) extinct- tükenmiş (-)
D) desperate -umutsuz (-) E) valuable -değerli-önemli (+)
ÇÖZÜM: Dünya ormanları ne sağlar? benefits: yarar, fayda Ne gibi yarar ? toprak erazyonunu önleme Başka ne ? Ticari kereste
TEKNİK: Şıkları negatif-pozitif olarak sınıflarsak olumsuz olan A) severe B) dependent C) extinct D) desperate şıkları elenir.
Geriye tek şık kalır : E) valuable -değerli-önemli (+)
Benefit : fayda, yarar kelimesi isim cinsi bir kelime olup bunu niteleyecek sıfat yapısının anlamca uygun bir yapı oluşturması gerekir.
The body loses large amounts of iron when red blood cells are lost through bleeding, and this causes a —- of iron. (ÜDS 2010)
A) deficiency
B) display
C) failure
D) supplement
E) recurrence
ÇÖZÜM: A
A)deficiency-eksiklik, eksik, yetersizlik
B) display- gösterme, sergileme
C) failure- eksiklik, yokluk, aksatma
D) supplement – ek, ilave, tamamlayıcı
E) recurrence- tekrar, yinelenme
“deficiency of iron= demir eksikliği” yapısı bir “collocation = eşdizimlilik” yani birlikte kullanım kuralına uymaktadır.
ÇEVİRİSİ: Alyuvarlar kanama ile azalınca vücut yüksek miktarda demir kaybeder, bu da demir eksikliğineyol açar.
Birinci tarafta verilen “The body loses large amounts of iron” ifade demir eksikliğinin bir tanımıdır.
İPUCU: Soru kökü olumsuz (negative) İSİM cinsi bir kelimeyi gerektirmektedir. Cause= Neden olmak
TEKNİK: b, d, c şıkları olumlu anlam taşımaktadır. A ve C şıkları olumsuzdur. A şıkkı “Collocation = eşdizimlilik” ile bulunur. Yani dilin yaygın kullanılışına bakılır.
İPUCU: Soru kökü olumsuz (negative) İSİM cinsi bir kelimeyi gerektirmektedir. cause= neden olmak
TEKNİK: b, d, c şıkları olumlu anlam taşımaktadır. A ve C şıkları olumsuzdur. A şıkkı “collocation = eşdizimlilik” ile bulunur. Yani dilin yaygın kullanılışına bakılır. Bu soru anlam bilgisine dayalı olarak çözülebilir.
A failure of iron = hiç kullanılmayan bir yapı olur.
DİKKAT ! KELİME SORULARINI
1. Anlam bilgisine dayalı,
2. Kalıba dayalı,
3. Preposition (ilgeç)’e dayalı olarak çözümleriz.
Cloud seeding, a technique which attempts to make precipitation by dispersing silver iodide particles into clouds, remains —- because it is
quite difficult to prove whether it actually works.
A) valuable
B) confidential
C) essential
D) fascinating
E) controversial
A) valuable :değerli (+)
B) confidential: güvenilir (+)
C) essential :temel (+)
D) fascinating : büyüleyici (+)
E) controversial : tartışmalı (-)
Cümle sonundaki “because it is quite difficult to prove whether it actually Works” Onun gerçekten işe yarayıp yaramayacağını ispatlamak oldukça zordur. ” ifadesinden bu olayın tartışmalı olduğu verilmekte bundan da cevabın E olacağı anlaşılmaktadır.
TEKNİK: Bu soruda da şıkların negatif anlamlarından çıkarak, pozitif olanı seçmek kolay olacaktır.
A dynasty is a —– of rulers who are members of the same family for generations.
A) starvation
B) shortage
C) tyranny
D) despotism
E) succession
ÇÖZÜM: E
KELİMELER
A) starvation-açlık (-)
B) shortage-yokluk (-)
C) tyranny-zorbalık (-)
D) despotism-sespotluk (-)
E) succession- yerine geçme (+)
ÇEVİRİ: Hanedanlık nesiller boyu aynı aileden gelen bireylerin arka arkaya yönetme silsilesidir. (birbirlerinin yerine geçmeleridir. )
İPUCU: Boşluktan önce gelen “succession- yerine geçme” kelimesi bir isim olup kendisinden sonra gelen isim cinsi kelimeyi uyumlu olarak seçmede bir İPUCU oluşturur. Bu soruda da şıkların negatif anlamlarından çıkarak, pozitif olanı seçmek kolay olacaktır.
Since many people are unaware of the miseries of poverty and hunger, it is —- easy for them to feel contented.
A) painfully
B) barely
C) violently
D) offensively
E) usually
A) painfully –ıstırapla (-)
B) barely- ancak, anca (-)
C) violently – şiddetle (-)
D) offensively-rahatsızlıkla (-)
E) usually-genellikle (+)
miseries of poverty: yoksulluk sıkıntıları
contented: halinden memnun
ÇÖZÜM: E
SORUNUN ÇEVİRİSİ: Pek çok insan fukaralığın ve açlığın yarattığı sıkıntılarından bir haber olduklarından, kendilerini mutlu hissetmeleri genelde onlar için kolaydır.
İPUCU : zenginler için genellikle hallerinden memnun olmak durumu vardır. Bu nedenle en uygun zarf “genellikle” (çoğu zaman) anlamı veren “usually” gelmelidir.
A. Nejat Alperen nejatalperen@hotmail.com 0538 855 62 66
http://www.nejatalperen.com
DİKKAT ! KELİME SORULARINI
1. Anlam bilgisine dayalı,
2. Kalıba dayalı,
3. Preposition (ilgeç)’e dayalı olarak çözümleriz.
Contex’den yararlanarak kelime sorularını çözmek mümkündür.
1. KIYASLAMA
2. ÖRNEKLEME
3. ZITLIK
4. PARALELLİK
tekniklerinden yararlanmak gerekir.
TEKNİK-1
Soru kökünün olumlu veya olumsuz anlam taşıdığını bulunuz. Şıkları buna göre negatif ve pozitif anlam taşıyanlara ayırınız. Anlam bakımından cümlede “paralellik” veya “zıtlık” varsa bu noktalara dikkat ediniz. Bağlaçların tiplerine dikkat ediniz. Zıtlık veren bağlaçlar bellidir. Ayrıca Eğer soru kökü olumluysa olumsuz anlam taşıyanları eleyiniz. Bunun tersi durumda ise olumlular da elenebilir.
ÖRNEK SORULAR:
2010 ÜDS-FEN
1. The world’s forests provide many —- benefits, such as prevention of soil erosion, as well as commercially important timber.
A) severe B) dependent C) extinct
D) desperate E) valuable
“benefits: yarar” isim cinsi kelimeyi niteleyecek ve soru kökünün olumlu yapısına uyacak olan en uygun sıfat şıklar elenerek elde edilir.
İPUCU:“such as prevention of soil erosion” TOPRAK EROZYONUNU ÖNLEME GİBİ Buradan soru kökünün olumlu bir anlam taşıdığını kolayca çıkartabiliriz. Şimdi şıkları ayırıp negatif olanları ayıklayalım.
A) severe -sert (-) B) dependent -bağlı (-+) C) extinct- tükenmiş (-)
D) desperate -umutsuz (-) E) valuable -değerli-önemli (+)
ÇÖZÜM: Dünya ormanları ne sağlar? benefits: yarar, fayda Ne gibi yarar ? toprak erazyonunu önleme Başka ne ? Ticari kereste
TEKNİK: Şıkları negatif-pozitif olarak sınıflarsak olumsuz olan A) severe B) dependent C) extinct D) desperate şıkları elenir.
Geriye tek şık kalır : E) valuable -değerli-önemli (+)
Benefit : fayda, yarar kelimesi isim cinsi bir kelime olup bunu niteleyecek sıfat yapısının anlamca uygun bir yapı oluşturması gerekir.
The body loses large amounts of iron when red blood cells are lost through bleeding, and this causes a —- of iron. (ÜDS 2010)
A) deficiency
B) display
C) failure
D) supplement
E) recurrence
ÇÖZÜM: A
A)deficiency-eksiklik, eksik, yetersizlik
B) display- gösterme, sergileme
C) failure- eksiklik, yokluk, aksatma
D) supplement – ek, ilave, tamamlayıcı
E) recurrence- tekrar, yinelenme
“deficiency of iron= demir eksikliği” yapısı bir “collocation = eşdizimlilik” yani birlikte kullanım kuralına uymaktadır.
ÇEVİRİSİ: Alyuvarlar kanama ile azalınca vücut yüksek miktarda demir kaybeder, bu da demir eksikliğineyol açar.
Birinci tarafta verilen “The body loses large amounts of iron” ifade demir eksikliğinin bir tanımıdır.
İPUCU: Soru kökü olumsuz (negative) İSİM cinsi bir kelimeyi gerektirmektedir. Cause= Neden olmak
TEKNİK: b, d, c şıkları olumlu anlam taşımaktadır. A ve C şıkları olumsuzdur. A şıkkı “Collocation = eşdizimlilik” ile bulunur. Yani dilin yaygın kullanılışına bakılır.
İPUCU: Soru kökü olumsuz (negative) İSİM cinsi bir kelimeyi gerektirmektedir. cause= neden olmak
TEKNİK: b, d, c şıkları olumlu anlam taşımaktadır. A ve C şıkları olumsuzdur. A şıkkı “collocation = eşdizimlilik” ile bulunur. Yani dilin yaygın kullanılışına bakılır. Bu soru anlam bilgisine dayalı olarak çözülebilir.
A failure of iron = hiç kullanılmayan bir yapı olur.
DİKKAT ! KELİME SORULARINI
1. Anlam bilgisine dayalı,
2. Kalıba dayalı,
3. Preposition (ilgeç)’e dayalı olarak çözümleriz.
Cloud seeding, a technique which attempts to make precipitation by dispersing silver iodide particles into clouds, remains —- because it is
quite difficult to prove whether it actually works.
A) valuable
B) confidential
C) essential
D) fascinating
E) controversial
A) valuable :değerli (+)
B) confidential: güvenilir (+)
C) essential :temel (+)
D) fascinating : büyüleyici (+)
E) controversial : tartışmalı (-)
Cümle sonundaki “because it is quite difficult to prove whether it actually Works” Onun gerçekten işe yarayıp yaramayacağını ispatlamak oldukça zordur. ” ifadesinden bu olayın tartışmalı olduğu verilmekte bundan da cevabın E olacağı anlaşılmaktadır.
TEKNİK: Bu soruda da şıkların negatif anlamlarından çıkarak, pozitif olanı seçmek kolay olacaktır.
A dynasty is a —– of rulers who are members of the same family for generations.
A) starvation
B) shortage
C) tyranny
D) despotism
E) succession
ÇÖZÜM: E
KELİMELER
A) starvation-açlık (-)
B) shortage-yokluk (-)
C) tyranny-zorbalık (-)
D) despotism-sespotluk (-)
E) succession- yerine geçme (+)
ÇEVİRİ: Hanedanlık nesiller boyu aynı aileden gelen bireylerin arka arkaya yönetme silsilesidir. (birbirlerinin yerine geçmeleridir. )
İPUCU: Boşluktan önce gelen “succession- yerine geçme” kelimesi bir isim olup kendisinden sonra gelen isim cinsi kelimeyi uyumlu olarak seçmede bir İPUCU oluşturur. Bu soruda da şıkların negatif anlamlarından çıkarak, pozitif olanı seçmek kolay olacaktır.
Since many people are unaware of the miseries of poverty and hunger, it is —- easy for them to feel contented.
A) painfully
B) barely
C) violently
D) offensively
E) usually
A) painfully –ıstırapla (-)
B) barely- ancak, anca (-)
C) violently – şiddetle (-)
D) offensively-rahatsızlıkla (-)
E) usually-genellikle (+)
miseries of poverty: yoksulluk sıkıntıları
contented: halinden memnun
ÇÖZÜM: E
SORUNUN ÇEVİRİSİ: Pek çok insan fukaralığın ve açlığın yarattığı sıkıntılarından bir haber olduklarından, kendilerini mutlu hissetmeleri genelde onlar için kolaydır.
İPUCU : zenginler için genellikle hallerinden memnun olmak durumu vardır. Bu nedenle en uygun zarf “genellikle” (çoğu zaman) anlamı veren “usually” gelmelidir.
A. Nejat Alperen nejatalperen@hotmail.com 0538 855 62 66
http://www.nejatalperen.com
28 Ocak 2015 Çarşamba
Farmers and antibiotics in farming - yds reading sorusu
Farmers in
many countries utilize antibiotics in two key ways: at full strength to treat
animals that are sick and in low doses to fatten meat-producing livestock or to
prevent veterinary illnesses. Although even the proper use of antibiotics can
inadvertently lead to the spread of
drug
resistant bacteria, the habit of using a low dose is a formula for disaster:
the treatment provides just enough antibiotic to kill some but not all
bacteria. The germs that survive are typically those that happen to bear
genetic mutations for resisting the antibiotic. They then reproduce and
exchange genes with other microbial resisters. As bacteria are found literally
everywhere,
resistant
strains produced in animals eventually find their way into people as well. You
could not design a better system for guaranteeing the spread of antibiotic resistance.
To cease the spread, Denmark enforced tighter rules on the use of antibiotics
in the raising of poultry and other farm animals. The lesson is that improving
animal husbandry – making sure that pens,
stalls and
cages are properly cleaned and giving animals more room or time to mature –
offsets the initial negative impact of limiting antibiotic use.
1- It
is understood from the passage that ----.
A) farmers
mainly prefer using antibiotics as a
preventive
measure for diseases
B) antibiotics
are merely useful in treating the
contagious
diseases of farm animals
C) continuous
and heavy doses of antibiotics are crucial
for poultry
D) antibiotics
are so far the only effective method to
fatten up
meat-producing animals
E) poultry
prices are affected by the spread of
contagious diseases
2- It
is implied in the passage that ----.
A) widespread
use of antibiotics is intended to eliminate
the chances of a
possible pandemic
B) using a low
dose antibiotic compared to a heavy
dose is highly
recommended for farmers
C) human beings
should test the efficacy of using
antibiotics on
other animals before using them on
poultry
D) increased
antibiotic resistance in human beings is
due to the
consumption of animal products with
antibiotic
content
E) antibiotic
resistance in poultry animals has led
scientists to find alternative
solutions to fight off these bacteria
3- According
to the passage, ----.
A) the spread of
bacterial infections in poultry may not
be avoided by
improving physical conditions
B) the weight of
the poultry mainly depends upon the
environment they
are brought up in
C) strict
regulations in Denmark are employed to
minimize the
effects of antibiotic use on both poultry
and people
D) the
maturation period of poultry in Denmark is
determined by
the size of the animal
E) the
productivity of poultry can best be analyzed
through the amount of the
antibiotic used on the animal
4- It
is stated in the passage that antibiotics ----.
A) are crucial
as they change the genetic mutations of
poultry
B) form the
basis for microbial resistance of genes in
animals
C) are effective
in restricting resistant strains of bacteria
in poultry
D) are employed
to prevent a possible disease spread
from farm
animals to human beings
E) may produce
drug resistant bacteria, irrespective of
how carefully they are used
1. A 2. D 3. C 4. E
Etiketler:
kelime,
okuma,
paragraf,
reading,
yds,
yds 2010,
yds 2011,
yds 2012,
yds 2013,
yds 2014,
yds 2015,
yds 2023,
yds cevapları,
yds okuma,
yds paragraf,
yds reading,
yds soru ve cevapları,
yds soruları
8 Ocak 2015 Perşembe
YDS 2015 hazırlık - çok çıkan kelimeler -
fit to = bağdaşmak, uymak, match, süit
floating = havada asılı duran, (tahta parçası vs. için)
denizin hareketiyle su üzerinde yüzen /
sürüklenen, (a floating ship = denizde
sürüklenen bir gemi)
develop, zıt anl.= fade
forecast = önceden tahmin etmek, predict,
anticipate, foresee
frustrating = (yoğun çabaların karşılıksız kaldığı
durumlar için) asap bozucu, sinirlendirici,
annoying, exasperating
gain in favour = rağbet görmek, taraftar toplamak
get into = (yaramazlık, inatçılık vs.) etmek, başını
(belaya, sıkıntıya vs.) sokmak, be involved in
get used to = (bir şey)’e alışmak, adapte olmak,
adapt oneself to, familiarize oneself with
get away with = yanına kar kalmak
conquer, resist
gezdirmek, anlık / kısa bakış
head for / to / towards = (bir yer)’e doğru gitmek,
yolculuğa hazırlanmak, yönünü (o yer)’e doğru
çevirmek
in consequence = (bunun) sonucunda, (buna) bağlı
olarak, as a result
initially = öncelikle, aslında, esasen, önceleri,
başlangıçta, primarily, essentially, at first,
originally, in the beginning, zıt anl.= finally
insignificant = önemsiz, değersiz, unimportant, zıt
anl.= significant, important
floating = havada asılı duran, (tahta parçası vs. için)
denizin hareketiyle su üzerinde yüzen /
sürüklenen, (a floating ship = denizde
sürüklenen bir gemi)
flourish = gelişmek, büyümek, ilerlemek, grow,
develop, zıt anl.= fade
forecast = önceden tahmin etmek, predict,
anticipate, foresee
frustrating = (yoğun çabaların karşılıksız kaldığı
durumlar için) asap bozucu, sinirlendirici,
annoying, exasperating
gain in favour = rağbet görmek, taraftar toplamak
get into = (yaramazlık, inatçılık vs.) etmek, başını
(belaya, sıkıntıya vs.) sokmak, be involved in
get used to = (bir şey)’e alışmak, adapte olmak,
adapt oneself to, familiarize oneself with
get away with = yanına kar kalmak
give in to = (birisi)’ne yenilmek, teslim olmak,
surrender to, succumb to, submit to, zıt anl.=
conquer, resist
glimpse (fiil) = bir an için görmek, kısaca göz
gezdirmek, anlık / kısa bakış
head for / to / towards = (bir yer)’e doğru gitmek,
yolculuğa hazırlanmak, yönünü (o yer)’e doğru
çevirmek
in consequence = (bunun) sonucunda, (buna) bağlı
olarak, as a result
initially = öncelikle, aslında, esasen, önceleri,
başlangıçta, primarily, essentially, at first,
originally, in the beginning, zıt anl.= finally
insignificant = önemsiz, değersiz, unimportant, zıt
anl.= significant, important
27 Kasım 2014 Perşembe
Dil savaşları , Bir milli yiyeceğimizi daha kaptırdık ...
Giden bir kelime daha
UNESCO, 2014 yılının “Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi”ni açıkladı. Lavaş “Ermeni mutafağının ayrılmaz bir parçasını oluşturan ince ekmek” şeklinde tanımlandı.
Göçebe Türk çadırları da yer aldıLavaşın yapım aşamasının da anlatıldığı açıklamada lavaşın düğünlerde de bir ritüelin parçası olduğu belirtilerek “Bereket ve refah getirmesi için yeni evlilerin omuzlarına yerleştirilir” ifadelerine yer verildi. Açıklamada listedeki ürünler için “eşsiz” ve “özgün” gibi kelimeler kullanmaktan kaçınıldığı vurgulandı. Listede Bulgaristan’ın Çiprovski kilimi yapma geleneği, Kırgız ve Kazakların “yurt” adı verilen göçebe Türk çadırlarının yapımındaki geleneksel bilgi ve becerileri, Kazakların geleneksel Dombra Kuy sanatı gibi maddeler de yer aldı.
Türkiye ve Azerbaycan birlikte başvuracaktı
Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik, geçtiğimiz günlerde Azerbaycan’la birlikte çok önemli projeler yapacaklarını belirterek “Lavaş başta olmak üzere pek çok dosyayı UNESCO Somut Olmayan Kültürel Miras Listesine ortak dosya olarak vereceğiz. Köroğlu konusunda da ortak dosya çalışmamız var” demişti.
16 Mayıs 2014 Cuma
yds kelime test -2
11) As he has adamantly withstood all kinds of political pressure on this issue for so long, it is
unlikely that he would ---- at this stage.
A) reinforce
B) relent
C) pursue
D) compete
E) dispose
adamant: (s) hosgörüsüz; çok sert / withstand: f (-stood, -standing) dayanmak, mukavemet etmek, karsı koymak / relent: f yumusamak; acıyıp merhamet göstermek / dispose: (f) niyetlendirmek; dağıtmak; düzenlemek, tanzim etmek; idare etmek, kullanmak, tasarruf etmek; uydurmak, kandırmak; son seklini vermek; of ile satmak, vermek, elden çıkarmak
12) The British entry into the European Community has ---- a new line of policy.
A) negotiated
B) confined
C) resented
D) constituted
E) refunded
negotiate: f anlasmayı müzakere etmek; tertip etmek, akdetmek; ciro etmek (çek, bono); üstesinden gelmek, basarmak, (engelleri) asabilmek / confine: (f) kusatmak; hapsetmek; evde veya yatakta tutmak; sınırlamak, toplamak, hasretmek / resent: f kızmak, gücenmek, / refund: (f) geri ödemek; tekrar para vermek
13) The argument he has put forward is hardly ---- with the information we have so far received
on the case.
A) reflective
B) representative
C) arbitrary
D) resistant
E) compatible
reflective: (s ) aksettiren, aksedici; aksettirilmis; düsünceli, mütefekkir; düsünce mahsulü /
representative: s , i bir grup veya sınıfı temsil eden, numune olan; vekâlet nev'inden; taklit ve benzeme kabilinden / arbitrary: (s) indi, kendince, ihtiyari,
keyfi / compatible: (s) , (gen) with ile uygun, birbirini tutan, munasip; geçimli
14) I don’t approve of the methods he is using, but his ---- aim, as regards the project, is
admirable.
A) conclusive
B) ultimate
C) controversial
D) convenient
E) deplorable
conclusive: (s) kesin; kati, son, nihai; ikna edici / deplorable: (s) müessif, acınacak halde, acıklı
15) I have looked through the report, but I must admit, only ---- .
A) carefully
B) thoroughly
C) superficially
D) seriously
E) experimentally
16) The allocation made by the budget committee can be used ---- to finance work on child
health.
A) plainly
B) excessively
C) extremely
D) remarkably
E) solely
solely: z yalnız, ancak, sadece
17) In an effort to ---- the rate of inflation many banks have raised their interest rates.
A) run out of
B) watch out
C) stand by
D) put out
E) keep up with
watch out: dikkat etmek / stand by: hazır beklemek; yakınında durmak; arka çıkmak, desteklemek; (sözüne) sadık kalmak; karısmamak, lâkayt kalmak, yardım etmemek; den. Hazır olmak, alesta durmak / put out: (p) çıkarmak; söndürmek; utandırmak; rahatsız etmek; yanmak
(beysbol); bozmak / keep up with: geri kalmamak, yetismek, yakalamak, ayak uydurmak
18) As my secretary will be away for a couple of days, would you be kind enough to ---- my
correspondence?
A) play back
B) bring off
C) take care of
D) return to
E) turn off
bring off: basarılı olmak / take care of: bakmak; muhafaza etmek / turn off: (pv) kapamak; kesmek; lafa boğmak, sözü çevirip cevapsız bırakmak; sapmak; Đng yol vermek; (argo) ilgisini kaybetmek
19) The rise in energy ---- has led to a reduction of fossil fuels that the world must use.
A) redundancy
B) efficiency
C) consumption
D) suitability
E) conformity
redundancy: (i) fazlalık / efficiency: (i) verim oranı, yeterlik; etki / suitability, suitableness: (i)uygunluk / conformity: (i) uygunluk, benzeyis
20) We must find some way to give them fairly complete and realistic picture of the situation, but without ---- them too much.
A) depressing
B) intimidating
C) restricting
D) complementing
E) embittering
depress: (f) üzmek, canını sıkmak; kuvvetten düsürmek, zayıflatmak; (k) dili kolunu kanadını kırmak; değerini veya miktarını azaltmak; mevki veya rütbesini indirmek; bastırmak; meyus etmek / intimidate: (f) gözünü korkutmak, sindirmek, yıldırmak / complement: (f) tamamlamak; birbirini tamamlar olmak / embitter: (f) acılastırmak; gücendirmek, acı hisler uyandırmak
21) Any child left to its own devices for too long is likely to ---- on some dangerous enterprise.
A) assert
B) entice
C) embark
D) reproach
E) reduce
assert: (f) ispat ve iddia ile beyan etmek; teyit etmek; demek, öne sürmek, söylemek / entice: (f)
Ayartmak / embark: (f) gemiye binmek veya bindirmek; sokmak girismek, baslamak / reproach:
(f) iftira etmek, sitem etmek, serzenis etmek; ayıplamak
22) One defect seems inherent in a purely classical education – namely, a too ---- emphasis on
the past.
A) recurrent
B) repressive
C) coherent
D) exclusive
E) deceptive
inherent: (s) tabiatında var olan / recurrent: (s) tekrar vuku bulan; (anat) dönüp aksi yöne giden
/ repressive: (s) bastırıcı, engelleyici; sıkıcı / exclusive: (s) umuma açık olmayan; tek, esi olmayan; hariç tutan; of ile müstesna / deceptive: (s) aldatan, aldatıcı
23) Industry as a whole was badly affected by the restrictions, but it was the high technology
sector that suffered most ---- .
A) blatantly
B) randomly
C) reasonably
D) tightly
E) acutely
blatant: (s) bödüren; yüksek sesle bağıran; kaba, açık, bariz, asikâr / random: (s) tesadüfi, rasgele / reasonably: (z) makul surette; oldukça / tightly: (z) sıkıca / acutely: (z) zekâ ile; siddetle
24) Few, if any, of the statements could be ---- substantiated by concrete experimental evidence.
A) intentionally
B) successively
C) restrictedly
D) impressively
E) conclusively
substantiate: (f) gerçeklemek, kanıtlamak; gerçeklesmek; gerçeklestirmek, tahakkuk ettirmek /
intentionally: (z) kasten, mahsus / successively: (z) sıra ile, birbiri arkasından / impressively: (z) tesir edici bir sekilde, sasırtıcı derecede
25) He’s basically a very reallient person so you can be sure he’ll soon ---- this disappointment.
A) make out
B) put through
C) get over
D) look up
E) fall through
reallient: her ortama çokiyi uyan / make out: (p) (göz ile) farketmek; mana vermek, anlamak; okumak, çözmek; ispat etmek; yazmak; basarmak; geçinmek, idare etmek / put through: bitirmek / get over: (hastalığı, öfkeyi) atlatmak; açıklamak, anlasılmasını sağlamak / look up: gözleri yukarı dikmek; aramak, bakmak; ziyaret etmek, yoklamak; iyilesmek, düzelmek / fallthrough: (p) basarı kazanamamak, muvaffak olamamak, vazgeçilmek
26) Whatever the pressures put upon him, I think it is highly unlikely that James would ever ----
anyone.
A) walk away with
B) give in to
C) make up for
D) get away with
E) fall through
walk away with: ön plana geçmek / give in: teslim olmak; kabul etmek, susmak / make up for: telafi etmek / get away with: argo süphe uyandırmadan veya ya- kalanmadan atlatmak / fall through: basarı kazanamamak, muvaffak olamamak, vazgeçilmek
27) Among the problems facing bridge engineers, the most serious ones are those of ---- and repair.
A) improvement
B) reassessment
C) determination
D) distinction
E) maintenance
distinction: (i) ayırt etme, tefrik, temyiz; fark, idrak; açıklık, vuzuh; nisan, rütbe, paye; sivrilme,
yukselme; üstünlük
28) The two major political parties in Britain have currently ---- to extreme and radically different approaches to the solution of Britain’s economic problem.
A) referred
B) obsessed
C) committed
D) implied
E) meant
refer: (f) vermek, isnat etmek, hamletmek; göndermek, havale etmek, müracaat etmek; isaret
etmek, ima etmek; bakmak, danısmak, sormak / obsess: (f) musallat olmak, zihnini mesgul etmek / mean: niyet etmek, düsünmek; mana vermek, kastetmek, demek istemek; demek
29) It now appears that while US leaders are still willing for the nation to exert itself abroad and
give large amounts of foreign assistance, the American public is ---- to go along with these
policies.
A) spontaneous
B) precarious
C) competitive
D) reluctant
E) deliberate
exert oneself: (k) çabalamak, uğrasmak / go along with: (p) ile beraber bulunmak; uymak; razı olmak / spontaneous: (s) kendi kendine olan, ihtiyari / precarious: (s) güvenilmez, istikrarsız, esassız, asılsız, kararsız, süpheli; nazik, tehlikeli, rizikolu; (eski) baskasının keyfine tabi /competitive: (s) rakip olan; rekabet ile ilgili; müsabaka tarzında, yansma mahiyetinde
30) It is ---- surprising that the art of ancient America remains the most mysterious and the least accessible.
A) urgently
B) notably
C) indifferently
D) elaborately
E) hardly
accessible: (s) yanına girilebilir, içine girilebilir; kolay bulunur; kandırılabilir; alınır, bulunur /
indifferently: (z) ilgisizce / elaborately: (z) üzerinde dikkatle durarak, inceden inceye isleyerek
unlikely that he would ---- at this stage.
A) reinforce
B) relent
C) pursue
D) compete
E) dispose
adamant: (s) hosgörüsüz; çok sert / withstand: f (-stood, -standing) dayanmak, mukavemet etmek, karsı koymak / relent: f yumusamak; acıyıp merhamet göstermek / dispose: (f) niyetlendirmek; dağıtmak; düzenlemek, tanzim etmek; idare etmek, kullanmak, tasarruf etmek; uydurmak, kandırmak; son seklini vermek; of ile satmak, vermek, elden çıkarmak
12) The British entry into the European Community has ---- a new line of policy.
A) negotiated
B) confined
C) resented
D) constituted
E) refunded
negotiate: f anlasmayı müzakere etmek; tertip etmek, akdetmek; ciro etmek (çek, bono); üstesinden gelmek, basarmak, (engelleri) asabilmek / confine: (f) kusatmak; hapsetmek; evde veya yatakta tutmak; sınırlamak, toplamak, hasretmek / resent: f kızmak, gücenmek, / refund: (f) geri ödemek; tekrar para vermek
13) The argument he has put forward is hardly ---- with the information we have so far received
on the case.
A) reflective
B) representative
C) arbitrary
D) resistant
E) compatible
reflective: (s ) aksettiren, aksedici; aksettirilmis; düsünceli, mütefekkir; düsünce mahsulü /
representative: s , i bir grup veya sınıfı temsil eden, numune olan; vekâlet nev'inden; taklit ve benzeme kabilinden / arbitrary: (s) indi, kendince, ihtiyari,
keyfi / compatible: (s) , (gen) with ile uygun, birbirini tutan, munasip; geçimli
14) I don’t approve of the methods he is using, but his ---- aim, as regards the project, is
admirable.
A) conclusive
B) ultimate
C) controversial
D) convenient
E) deplorable
conclusive: (s) kesin; kati, son, nihai; ikna edici / deplorable: (s) müessif, acınacak halde, acıklı
15) I have looked through the report, but I must admit, only ---- .
A) carefully
B) thoroughly
C) superficially
D) seriously
E) experimentally
16) The allocation made by the budget committee can be used ---- to finance work on child
health.
A) plainly
B) excessively
C) extremely
D) remarkably
E) solely
solely: z yalnız, ancak, sadece
17) In an effort to ---- the rate of inflation many banks have raised their interest rates.
A) run out of
B) watch out
C) stand by
D) put out
E) keep up with
watch out: dikkat etmek / stand by: hazır beklemek; yakınında durmak; arka çıkmak, desteklemek; (sözüne) sadık kalmak; karısmamak, lâkayt kalmak, yardım etmemek; den. Hazır olmak, alesta durmak / put out: (p) çıkarmak; söndürmek; utandırmak; rahatsız etmek; yanmak
(beysbol); bozmak / keep up with: geri kalmamak, yetismek, yakalamak, ayak uydurmak
18) As my secretary will be away for a couple of days, would you be kind enough to ---- my
correspondence?
A) play back
B) bring off
C) take care of
D) return to
E) turn off
bring off: basarılı olmak / take care of: bakmak; muhafaza etmek / turn off: (pv) kapamak; kesmek; lafa boğmak, sözü çevirip cevapsız bırakmak; sapmak; Đng yol vermek; (argo) ilgisini kaybetmek
19) The rise in energy ---- has led to a reduction of fossil fuels that the world must use.
A) redundancy
B) efficiency
C) consumption
D) suitability
E) conformity
redundancy: (i) fazlalık / efficiency: (i) verim oranı, yeterlik; etki / suitability, suitableness: (i)uygunluk / conformity: (i) uygunluk, benzeyis
20) We must find some way to give them fairly complete and realistic picture of the situation, but without ---- them too much.
A) depressing
B) intimidating
C) restricting
D) complementing
E) embittering
depress: (f) üzmek, canını sıkmak; kuvvetten düsürmek, zayıflatmak; (k) dili kolunu kanadını kırmak; değerini veya miktarını azaltmak; mevki veya rütbesini indirmek; bastırmak; meyus etmek / intimidate: (f) gözünü korkutmak, sindirmek, yıldırmak / complement: (f) tamamlamak; birbirini tamamlar olmak / embitter: (f) acılastırmak; gücendirmek, acı hisler uyandırmak
21) Any child left to its own devices for too long is likely to ---- on some dangerous enterprise.
A) assert
B) entice
C) embark
D) reproach
E) reduce
assert: (f) ispat ve iddia ile beyan etmek; teyit etmek; demek, öne sürmek, söylemek / entice: (f)
Ayartmak / embark: (f) gemiye binmek veya bindirmek; sokmak girismek, baslamak / reproach:
(f) iftira etmek, sitem etmek, serzenis etmek; ayıplamak
22) One defect seems inherent in a purely classical education – namely, a too ---- emphasis on
the past.
A) recurrent
B) repressive
C) coherent
D) exclusive
E) deceptive
inherent: (s) tabiatında var olan / recurrent: (s) tekrar vuku bulan; (anat) dönüp aksi yöne giden
/ repressive: (s) bastırıcı, engelleyici; sıkıcı / exclusive: (s) umuma açık olmayan; tek, esi olmayan; hariç tutan; of ile müstesna / deceptive: (s) aldatan, aldatıcı
23) Industry as a whole was badly affected by the restrictions, but it was the high technology
sector that suffered most ---- .
A) blatantly
B) randomly
C) reasonably
D) tightly
E) acutely
blatant: (s) bödüren; yüksek sesle bağıran; kaba, açık, bariz, asikâr / random: (s) tesadüfi, rasgele / reasonably: (z) makul surette; oldukça / tightly: (z) sıkıca / acutely: (z) zekâ ile; siddetle
24) Few, if any, of the statements could be ---- substantiated by concrete experimental evidence.
A) intentionally
B) successively
C) restrictedly
D) impressively
E) conclusively
substantiate: (f) gerçeklemek, kanıtlamak; gerçeklesmek; gerçeklestirmek, tahakkuk ettirmek /
intentionally: (z) kasten, mahsus / successively: (z) sıra ile, birbiri arkasından / impressively: (z) tesir edici bir sekilde, sasırtıcı derecede
25) He’s basically a very reallient person so you can be sure he’ll soon ---- this disappointment.
A) make out
B) put through
C) get over
D) look up
E) fall through
reallient: her ortama çokiyi uyan / make out: (p) (göz ile) farketmek; mana vermek, anlamak; okumak, çözmek; ispat etmek; yazmak; basarmak; geçinmek, idare etmek / put through: bitirmek / get over: (hastalığı, öfkeyi) atlatmak; açıklamak, anlasılmasını sağlamak / look up: gözleri yukarı dikmek; aramak, bakmak; ziyaret etmek, yoklamak; iyilesmek, düzelmek / fallthrough: (p) basarı kazanamamak, muvaffak olamamak, vazgeçilmek
26) Whatever the pressures put upon him, I think it is highly unlikely that James would ever ----
anyone.
A) walk away with
B) give in to
C) make up for
D) get away with
E) fall through
walk away with: ön plana geçmek / give in: teslim olmak; kabul etmek, susmak / make up for: telafi etmek / get away with: argo süphe uyandırmadan veya ya- kalanmadan atlatmak / fall through: basarı kazanamamak, muvaffak olamamak, vazgeçilmek
27) Among the problems facing bridge engineers, the most serious ones are those of ---- and repair.
A) improvement
B) reassessment
C) determination
D) distinction
E) maintenance
distinction: (i) ayırt etme, tefrik, temyiz; fark, idrak; açıklık, vuzuh; nisan, rütbe, paye; sivrilme,
yukselme; üstünlük
28) The two major political parties in Britain have currently ---- to extreme and radically different approaches to the solution of Britain’s economic problem.
A) referred
B) obsessed
C) committed
D) implied
E) meant
refer: (f) vermek, isnat etmek, hamletmek; göndermek, havale etmek, müracaat etmek; isaret
etmek, ima etmek; bakmak, danısmak, sormak / obsess: (f) musallat olmak, zihnini mesgul etmek / mean: niyet etmek, düsünmek; mana vermek, kastetmek, demek istemek; demek
29) It now appears that while US leaders are still willing for the nation to exert itself abroad and
give large amounts of foreign assistance, the American public is ---- to go along with these
policies.
A) spontaneous
B) precarious
C) competitive
D) reluctant
E) deliberate
exert oneself: (k) çabalamak, uğrasmak / go along with: (p) ile beraber bulunmak; uymak; razı olmak / spontaneous: (s) kendi kendine olan, ihtiyari / precarious: (s) güvenilmez, istikrarsız, esassız, asılsız, kararsız, süpheli; nazik, tehlikeli, rizikolu; (eski) baskasının keyfine tabi /competitive: (s) rakip olan; rekabet ile ilgili; müsabaka tarzında, yansma mahiyetinde
30) It is ---- surprising that the art of ancient America remains the most mysterious and the least accessible.
A) urgently
B) notably
C) indifferently
D) elaborately
E) hardly
accessible: (s) yanına girilebilir, içine girilebilir; kolay bulunur; kandırılabilir; alınır, bulunur /
indifferently: (z) ilgisizce / elaborately: (z) üzerinde dikkatle durarak, inceden inceye isleyerek
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Popular Posts
-
Ah min el- aşkı ve hâlatihi Ahraka kalbî bi hararatihi Ma-nazara aynî ilâ gayrikum ...
-
bir ve olmak bu için o ben demek çok yapmak ne gibi daha almak var kendi gelmek ile vermek ama sonra kadar yer ...
-
My name is Catherine, but I'm called 'Kate' by my friends. I live near Leeds, in the north-east of England. I'm a dental n...
-
به دنیا دل نبنده هر که مرده از بابا طاهر-Baba Tahir’den 16 11 2013 ز دل مهر رخ تو رفتنی نی غم عشقت به هر...
-
More to Read 1 - 2 ve Cevap anahtarları odtu metu reading book https://yadi.sk/d/PzFvxUttdFGjN C...
-
Nuh Der, Peygamber Demez İnatçı ve katı düşüncelere sahip olmak, düşüncelerinde ısrar etmek, insan ve toplum için bir fayda getirmez. A...
-
Le temps, c'est de l'argent. ( Lö tan se dö larjan.) Les bons comptes font les bons amis. ( Le bon cont fon le bonzami.) Dog...
-
dılcık: sulu, şımarık kişi yalacan: sırnaşık dığan: sahan, tava peşkir: havlu buva: baba künge: kül gı: kız napıpdurun?=napıyorsun? ...
-
the economist (pdf + mp3) time newsweek reader's digest newyorker https://yadi.sk/d/U7Ec9ojMseGkF

