Öne Çıkan Yayın

kelime videoları

https://www.youtube.com/channel/UC91Wrsi_25Ts3280rX8CLDw                                               ...

kelime etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kelime etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Nisan 2017 Pazartesi

games for vocabulary practice

games for vocabulary practice






18 Ocak 2017 Çarşamba

Word by Word - Picture Dictionary

Word by Word - Picture Dictionary









Barron's 1100 Words

Barron's 1100 Words






It is difficult to change someone’s opinion by badgering him. The child who begs his mother
to “get off his back” when she implores him for some assistance with the household drudgery,
may very well plead interminably for some special privilege when he wants something for
himself. How paradoxical* that neither is able to perceive that no one likes being nagged.
(*paradoxical—studied previously)
Sample Sentences Getting the hang of it? Now go on to use the five new words in the
following sentences—remember, past tenses may be required.
1.She does her homework on Fridays to save herself from the ________________ of
having to do it during the weekend.
2.The teacher continually ________________ the pupil for the missing assignments.
3.The eminent scientist ________________ difficulties in putting the invention into
practice.
4.The sick child’s mother ________________ the doctor to come immediately.
5.I listened to the boring lecture for what seemed an ________________ fifty minutes.

6.badger (v.) a. unpleasant, dull, or hard work
7.implore b. unending
8.drudgery c. to plead urgently for aid or mercy
9.interminable d. to understand, know, become aware of
10.perceive e. to pester, nag, annoy persistently

31 Ekim 2016 Pazartesi

Peter Watcyn-Jones - Test Your Vocabulary

Peter Watcyn-Jones - Test Your Vocabulary


Kelime geliştirmek için





Bookworm Adventures

Bookworm Adventures


Build words and battle monsters in this spelling sensation! Help Lex rescue his friend Cassandra by forming words from the letter jumble. Survive three mythic storybooks and boost your power with fantastic gems, potions and magical treasures. It’s the ultimate test of vocabulary valor!

Harika bir kelime oyunu, kolaydan zora doğru giden iyi  tasarlanmış bir oyun !











27 Ekim 2016 Perşembe

11 Haziran 2015 Perşembe

Dillerdeki kelime sayısı?

Türk Dil Kurumu (TDK), yabancı dillerde 10 binin üzerinde Türkçe sözcük olduğunu, Türkçe'den en fazla sözcüğün ise Ermeniler ile Sırpların aldığını belirledi.

TDK Başkanı Şükrü Haluk Akalın, kurul üyesi Prof. Dr. Günay Karaağaç'ın yürüttüğü çalışmada, bir kültür ve uygarlık dili olarak Türkçe'nin pek çok dile sözcük verdiğinin örnekleriyle ve kanıtlarıyla ortaya konulduğunu belirtti.
Akalın, yabancı dillerde 10 binin üzerinde Türkçe sözcük olduğunu, Türkçe'den en fazla sözcüğün ise Ermeniler ile Sırpların aldığını belirlediklerini vurguladı. Türkçe'den Ermenice'ye verilen bu sözcüklerin yanı sıra, Türkoloji'de Ermeni Kıpçakça'sı diye adlandırılan ve 13. yüzyıldan 17. yüzyıla kadar Karadeniz'in kuzeyinde kullanılan bu dilin tamamen Türkçe'ye dayandığını ifade eden Akalın, şunları kaydetti:
''Bugün Ermenice'de, gerek Türkiye Türkçesi'nden gerek Azerbaycan Türkçesi'nden alınma Türk dili kökenli yaklaşık 5 bin sözcük kullanılıyor. Elbette diller arasındaki bu etkileşim karşılıklıdır. Türkiye Türkçesi yazı dilinde de Ermenice kökenli bazı sözler var. Ama bunların sayısı yalnızca 16'dır.''
HANGİ DİLDE NE KADAR TÜRKÇE SÖZCÜK VAR
Akalın, yazı dilimizdeki yaklaşık 400 alıntıya karşılık Yunanca'ya yaklaşık 3 bin Türkçe kökenli söz verildiğini vurgulayarak, ''Macarca'dan aldığımız 18 söze karşılık bu dilde yaklaşık 2 bin Türkçe alıntı var. Türkiye Türkçesi'nde Rusça alıntı 38 iken, Rusça'daki Türkçe alıntılar yaklaşık 2500'dür. Bütün bunlar Türkçe'nin komşu ulusları ve kültürleri büyük ölçüde etkilediğini gösteriyor'' diye konuştu.
Akalın, Çince'de 307, Farsça'da yaklaşık 3 bin, Urduca'da 227, Arapça'da yaklaşık 2 bin, Ukraynaca'da 747, Ermenice'de 4 bin 262, Fince'de 118, Rumence'de yaklaşık 3 bin, Bulgarca'da yaklaşık 3 bin 500, Sırpça'da 8 bin 742, Çekçe'de 248, İtalyanca'da 146, Arnavutça'da yaklaşık 3 bin, İngilizce'de 470, Almanca'da 166 Türkçe kökenli sözcük olduğu ortaya konulduğunu anlattı.
Akanın, ''Listeden anlaşılacağı gibi, bir sözcüğümüzün birkaç dile geçtiğini göz önüne aldığımızda dünya dillerindeki Türkçe kökenli sözcüklerin sayısının 35-40 bin civarında olduğu görülür'' dedi.

TÜRKÇE'NİN ÇEKİM GÜCÜ
Dillerin başka dillere sözcükler vermesi ve başka dilleri etkileri altına almasının ancak bir çekim gücü haline gelmesiyle mümkün olduğunu ifade eden Akalın, ''Bunun için de bilimde, teknolojide kaydedeceğimiz gelişme ve ilerlemenin yanı sıra kültür değerlerimizi, sanatımızı, edebiyatımızı dünyaya tanıttığımız ölçüde Türkçe'nin çekim gücü olma özelliğini sürdürmesi sağlanacaktır'' dedi.
Akalın, Türkçe'nin çeşitli dillere verdiği 10 binin üzerindeki sözcüğün hangi dillerde nasıl ve hangi anlamlarda kullanıldığının ''Türkçe Verintiler Sözlüğü'' adlı eserde yayımlanacağını kaydetti.

ÖRNEKLER
Akalın, Türkçe'nin ad türünden kelimelerin yanı sıra diğer dillere fiil türünden kelimeler de verdiğini vurgulayarak, şunları söyledi:
''Türkçe, başka dillerden sözcükler aldı, ama alıntılarımız içerisinde kök fiiller son derece azdır. Oysa, (çakmak, çatmak, kapamak) gibi pek çok kök fiil Türkçe'den diğer dillere geçmiştir. Fiillerin yanı sıra ünlemlerin hatta deyimlerin ve atasözlerinin de Türkçe'den diğer dillere geçen söz varlıkları arasında olduğunu biliyoruz.'' Akalın, ''Açık, ada, bacanak, bağlama, çakal, çanak, damga, dolma, düğme, gemi, kapak, kayık, kazan, ocak, sağrı, sayı, sarma, toka'' gibi kelimelerin Türkçe'nin bu dillere verdiği binlerce kelimeden yalnızca birkaçı olduğuna dikkati çekti.
Akalın, Türkçe'deki ''açık'' sözünün Farsça'da ''açig'' (ağaçsız ve açık yer, alan), Ermenice'de ''açik, açiklik'' (kır, ova, açıklık yer) Macarca'da ''açsik'' (üzeri açık deniz taşıtı, sandal), Rumence'de ''acic'' ve ''ustuacic'' (açık, üstü örtülü olmayan), Bulgarca'da ''açik'' (açık) olarak kullanıldığını bildirdi.
Akalın, ''Bacanak'' kelimesinin Türkçe'deki (karıları kardeş olan erkeklerden her biri) anlamıyla Yunanca'da ''bacanakis'', Sırpça'da ''bazanak'', Arnavutça'da ''baxhanak'' biçimlerinde kullanıldığını belirtti.
Akalın, Türkçe'deki ''Bilene bir, bilmeyene bin'' deyiminin, Ermenice'de ''Bilana bir, bilmiyana bin'', ''Düşmanın gözü kör olsun'' deyiminin ise ''Dyuşmanı gyozi gyor olsun'' şeklinde geçtiğini ve bunun gibi çok sayıda örnek bulunduğunu belirtti.
 
 

4 Mayıs 2015 Pazartesi

YDS kelime soru çözme teknikleri !

“KPDS-ÜDS SINAV TEKNİKLERİ“kitabından alıntıdır.  


DİKKAT !  KELİME SORULARINI
1. Anlam bilgisine dayalı,
2. Kalıba dayalı,
3.  Preposition (ilgeç)’e dayalı olarak çözümleriz.
Contex’den yararlanarak kelime sorularını çözmek mümkündür.


1. KIYASLAMA
2. ÖRNEKLEME
3. ZITLIK
4. PARALELLİK


tekniklerinden yararlanmak  gerekir.


TEKNİK-1

Soru kökünün olumlu veya olumsuz anlam taşıdığını bulunuz.  Şıkları buna göre negatif ve pozitif anlam taşıyanlara ayırınız.  Anlam bakımından cümlede “paralellik” veya “zıtlık” varsa bu noktalara dikkat ediniz. Bağlaçların tiplerine dikkat ediniz. Zıtlık veren bağlaçlar bellidir.  Ayrıca Eğer soru kökü olumluysa olumsuz anlam taşıyanları eleyiniz. Bunun tersi durumda ise olumlular da elenebilir.




ÖRNEK SORULAR:

2010 ÜDS-FEN
1.  The world’s forests provide many —- benefits,  such as prevention of soil erosion,  as well as commercially important timber.
A) severe                 B) dependent          C) extinct
D) desperate           E) valuable
benefits: yarar” isim cinsi kelimeyi niteleyecek ve soru kökünün olumlu yapısına uyacak olan en uygun sıfat şıklar elenerek elde edilir.
İPUCU:“such as prevention of soil erosion” TOPRAK EROZYONUNU ÖNLEME  GİBİ Buradan soru kökünün olumlu bir anlam taşıdığını kolayca çıkartabiliriz.  Şimdi şıkları ayırıp negatif olanları ayıklayalım.
A) severe -sert  (-)    B) dependent -bağlı  (-+)  C) extinct- tükenmiş  (-)
D) desperate -umutsuz  (-)       E) valuable -değerli-önemli (+)
ÇÖZÜM: Dünya ormanları ne sağlar? benefits: yarar,  fayda Ne gibi yarar ? toprak erazyonunu önleme  Başka ne ? Ticari kereste


TEKNİK: Şıkları negatif-pozitif olarak sınıflarsak olumsuz olan A) severe B) dependent C) extinct D) desperate şıkları elenir.
Geriye tek şık kalır : E) valuable -değerli-önemli (+)
Benefit : fayda, yarar kelimesi isim cinsi bir kelime olup bunu niteleyecek sıfat yapısının anlamca uygun bir yapı oluşturması gerekir.
The body loses large amounts of iron when red blood cells are lost through bleeding,  and this causes a —- of iron.  (ÜDS 2010)
A) deficiency
B) display
C) failure
D) supplement
E) recurrence

ÇÖZÜM:  A
A)deficiency-eksiklik,  eksik,  yetersizlik
B) display- gösterme,  sergileme
C) failure- eksiklik,  yokluk,  aksatma
D) supplement – ek,  ilave,  tamamlayıcı
E) recurrence- tekrar,  yinelenme


“deficiency of iron= demir eksikliği” yapısı bir “collocation = eşdizimlilik” yani birlikte kullanım kuralına uymaktadır.

ÇEVİRİSİ: Alyuvarlar kanama ile azalınca vücut yüksek miktarda demir kaybeder,  bu da demir eksikliğineyol  açar.
Birinci tarafta verilen “The body loses large amounts of iron” ifade demir eksikliğinin bir tanımıdır.
İPUCU: Soru kökü olumsuz (negative) İSİM cinsi  bir kelimeyi gerektirmektedir.  Cause= Neden olmak
TEKNİK:  b, d, c  şıkları olumlu anlam taşımaktadır. A ve C şıkları olumsuzdur.  A şıkkı Collocation = eşdizimlilik” ile bulunur.  Yani dilin yaygın kullanılışına bakılır.

İPUCU: Soru kökü olumsuz (negative) İSİM cinsi  bir kelimeyi gerektirmektedir.   cause= neden olmak
TEKNİK:  b, d, c  şıkları olumlu anlam taşımaktadır. A ve C şıkları olumsuzdur.  A şıkkı collocation = eşdizimlilik” ile bulunur.  Yani dilin yaygın kullanılışına bakılır.  Bu soru anlam bilgisine dayalı olarak çözülebilir.
A failure of iron = hiç kullanılmayan bir yapı olur.


DİKKAT !   KELİME SORULARINI
1. Anlam bilgisine dayalı,
2. Kalıba dayalı,
3.  Preposition (ilgeç)’e dayalı olarak çözümleriz.
Cloud seeding,  a technique which attempts to make precipitation by dispersing silver iodide particles into clouds,  remains —- because it is
quite difficult to prove whether it actually works.
A) valuable
B) confidential
C) essential
D) fascinating
E) controversial
A) valuable :değerli (+)
B) confidential: güvenilir (+)
C) essential :temel  (+)
D) fascinating : büyüleyici (+)
E) controversial : tartışmalı (-)
Cümle sonundaki “because it is quite difficult to prove whether it actually Works” Onun gerçekten işe yarayıp yaramayacağını ispatlamak oldukça zordur. ” ifadesinden bu olayın tartışmalı olduğu verilmekte bundan da cevabın E olacağı anlaşılmaktadır.
TEKNİK: Bu soruda da şıkların negatif anlamlarından çıkarak,  pozitif olanı seçmek kolay olacaktır.
A dynasty is a —– of rulers who are members of the same family for generations.
A) starvation
B) shortage
C) tyranny
D) despotism
E) succession
ÇÖZÜM:  E
KELİMELER
A) starvation-açlık  (-)
B) shortage-yokluk (-)
C) tyranny-zorbalık (-)
D) despotism-sespotluk (-)
E) succession- yerine geçme (+)


ÇEVİRİ: Hanedanlık nesiller boyu aynı aileden gelen bireylerin arka arkaya yönetme silsilesidir.  (birbirlerinin yerine geçmeleridir. )

İPUCU: Boşluktan önce gelen “succession- yerine geçme” kelimesi bir isim olup kendisinden sonra gelen isim cinsi kelimeyi uyumlu olarak seçmede bir İPUCU oluşturur.  Bu soruda da şıkların negatif anlamlarından çıkarak,  pozitif olanı seçmek kolay olacaktır.
Since many people are unaware of the miseries of poverty and hunger,  it is —- easy for them to feel contented.
A) painfully
B) barely
C) violently
D) offensively
E) usually
A) painfully –ıstırapla (-)
B) barely- ancak,  anca (-)
C) violently – şiddetle (-)
D) offensively-rahatsızlıkla (-)
E) usually-genellikle (+)
miseries of poverty: yoksulluk sıkıntıları
contented: halinden memnun

ÇÖZÜM:  E

SORUNUN ÇEVİRİSİ: Pek çok insan fukaralığın ve açlığın yarattığı sıkıntılarından bir haber olduklarından,  kendilerini mutlu hissetmeleri genelde onlar için kolaydır.

İPUCU : zenginler için genellikle hallerinden memnun olmak durumu vardır. Bu nedenle en uygun zarf “genellikle” (çoğu zaman) anlamı veren “usually” gelmelidir.
A. Nejat Alperen     nejatalperen@hotmail.com  0538 855 62 66
http://www.nejatalperen.com

28 Ocak 2015 Çarşamba

Farmers and antibiotics in farming - yds reading sorusu


Farmers in many countries utilize antibiotics in two key ways: at full strength to treat animals that are sick and in low doses to fatten meat-producing livestock or to prevent veterinary illnesses. Although even the proper use of antibiotics can inadvertently lead to the spread of

drug resistant bacteria, the habit of using a low dose is a formula for disaster: the treatment provides just enough antibiotic to kill some but not all bacteria. The germs that survive are typically those that happen to bear genetic mutations for resisting the antibiotic. They then reproduce and exchange genes with other microbial resisters. As bacteria are found literally everywhere,

resistant strains produced in animals eventually find their way into people as well. You could not design a better system for guaranteeing the spread of antibiotic resistance. To cease the spread, Denmark enforced tighter rules on the use of antibiotics in the raising of poultry and other farm animals. The lesson is that improving animal husbandry – making sure that pens,

stalls and cages are properly cleaned and giving animals more room or time to mature – offsets the initial negative impact of limiting antibiotic use.

 

 

1-   It is understood from the passage that ----.

 

A) farmers mainly prefer using antibiotics as a

preventive measure for diseases

 

B) antibiotics are merely useful in treating the

contagious diseases of farm animals

 

C) continuous and heavy doses of antibiotics are crucial

for poultry

 

D) antibiotics are so far the only effective method to

fatten up meat-producing animals

 

E) poultry prices are affected by the spread of

contagious diseases
 
 
 

2-   It is implied in the passage that ----.

 

A) widespread use of antibiotics is intended to eliminate

the chances of a possible pandemic

 

B) using a low dose antibiotic compared to a heavy

dose is highly recommended for farmers

 

C) human beings should test the efficacy of using

antibiotics on other animals before using them on

poultry

 

D) increased antibiotic resistance in human beings is

due to the consumption of animal products with

antibiotic content

 

E) antibiotic resistance in poultry animals has led

scientists to find alternative solutions to fight off these bacteria
 
 

 

3-   According to the passage, ----.

 

A) the spread of bacterial infections in poultry may not

be avoided by improving physical conditions

 

B) the weight of the poultry mainly depends upon the

environment they are brought up in

 

C) strict regulations in Denmark are employed to

minimize the effects of antibiotic use on both poultry

and people

 

D) the maturation period of poultry in Denmark is

determined by the size of the animal

 

E) the productivity of poultry can best be analyzed

through the amount of the antibiotic used on the animal

 

4-   It is stated in the passage that antibiotics ----.

 

A) are crucial as they change the genetic mutations of

poultry

 

B) form the basis for microbial resistance of genes in

animals

 

C) are effective in restricting resistant strains of bacteria

in poultry

 

D) are employed to prevent a possible disease spread

from farm animals to human beings

 

E) may produce drug resistant bacteria, irrespective of

how carefully they are used

 

 

 

 

 

 

 

1. A               2. D             3. C              4. E

8 Ocak 2015 Perşembe

YDS 2015 hazırlık - çok çıkan kelimeler -

fit to = bağdaşmak, uymak, match, süit

floating = havada asılı duran, (tahta parçası vs. için)
denizin hareketiyle su üzerinde yüzen /
sürüklenen, (a floating ship = denizde
sürüklenen bir gemi)

flourish = gelişmek, büyümek, ilerlemek, grow,

develop, zıt anl.= fade

forecast = önceden tahmin etmek, predict,
anticipate, foresee

frustrating = (yoğun çabaların karşılıksız kaldığı
durumlar için) asap bozucu, sinirlendirici,
annoying, exasperating


gain in favour = rağbet görmek, taraftar toplamak

get into = (yaramazlık, inatçılık vs.) etmek, başını
(belaya, sıkıntıya vs.) sokmak, be involved in


get used to = (bir şey)’e alışmak, adapte olmak,
adapt oneself to, familiarize oneself with


get away with = yanına kar kalmak


give in to = (birisi)’ne yenilmek, teslim olmak,

surrender to, succumb to, submit to, zıt anl.=



conquer, resist



glimpse (fiil) = bir an için görmek, kısaca göz

gezdirmek, anlık / kısa bakış


head for / to / towards = (bir yer)’e doğru gitmek,
yolculuğa hazırlanmak, yönünü (o yer)’e doğru
çevirmek


in consequence = (bunun) sonucunda, (buna) bağlı
olarak, as a result

initially = öncelikle, aslında, esasen, önceleri,
başlangıçta, primarily, essentially, at first,
originally, in the beginning, zıt anl.= finally


insignificant = önemsiz, değersiz, unimportant, zıt
anl.= significant, important


 

27 Kasım 2014 Perşembe

Dil savaşları , Bir milli yiyeceğimizi daha kaptırdık ...


Giden bir kelime daha

UNESCO, 2014 yılının “Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi”ni açıkladı. Lavaş “Ermeni mutafağının ayrılmaz bir parçasını oluşturan ince ekmek” şeklinde tanımlandı.

Göçebe Türk çadırları da yer aldıLavaşın yapım aşamasının da anlatıldığı açıklamada lavaşın düğünlerde de bir ritüelin parçası olduğu belirtilerek “Bereket ve refah getirmesi için yeni evlilerin omuzlarına yerleştirilir” ifadelerine yer verildi. Açıklamada listedeki ürünler için “eşsiz” ve “özgün” gibi kelimeler kullanmaktan kaçınıldığı vurgulandı. Listede Bulgaristan’ın Çiprovski kilimi yapma geleneği, Kırgız ve Kazakların “yurt” adı verilen göçebe Türk çadırlarının yapımındaki geleneksel bilgi ve becerileri, Kazakların geleneksel Dombra Kuy sanatı gibi maddeler de yer aldı.

Türkiye ve Azerbaycan birlikte başvuracaktı
Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik, geçtiğimiz günlerde Azerbaycan’la birlikte çok önemli projeler yapacaklarını belirterek “Lavaş başta olmak üzere pek çok dosyayı UNESCO Somut Olmayan Kültürel Miras Listesine ortak dosya olarak vereceğiz. Köroğlu konusunda da ortak dosya çalışmamız var” demişti.

16 Mayıs 2014 Cuma

yds kelime test -2

11) As he has adamantly withstood all kinds of political pressure on this issue for so long, it is

unlikely that he would ---- at this stage.

A) reinforce

B) relent

C) pursue

D) compete

E) dispose

adamant: (s) hosgörüsüz; çok sert / withstand: f (-stood, -standing) dayanmak, mukavemet etmek, karsı koymak / relent: f yumusamak; acıyıp merhamet göstermek / dispose: (f) niyetlendirmek; dağıtmak; düzenlemek, tanzim etmek; idare etmek, kullanmak, tasarruf etmek; uydurmak, kandırmak; son seklini vermek; of ile satmak, vermek, elden çıkarmak



12) The British entry into the European Community has ---- a new line of policy.

A) negotiated

B) confined

C) resented

D) constituted

E) refunded

negotiate: f anlasmayı müzakere etmek; tertip etmek, akdetmek; ciro etmek (çek, bono); üstesinden gelmek, basarmak, (engelleri) asabilmek / confine: (f) kusatmak; hapsetmek; evde veya yatakta tutmak; sınırlamak, toplamak, hasretmek / resent: f kızmak, gücenmek, / refund: (f) geri ödemek; tekrar para vermek



13) The argument he has put forward is hardly ---- with the information we have so far received

on the case.

A) reflective

B) representative

C) arbitrary

D) resistant

E) compatible

reflective: (s ) aksettiren, aksedici; aksettirilmis; düsünceli, mütefekkir; düsünce mahsulü /





representative: s , i bir grup veya sınıfı temsil eden, numune olan; vekâlet nev'inden; taklit ve benzeme kabilinden / arbitrary: (s) indi, kendince, ihtiyari,
keyfi / compatible: (s) , (gen) with ile uygun, birbirini tutan, munasip; geçimli
14) I don’t approve of the methods he is using, but his ---- aim, as regards the project, is
admirable.
A) conclusive
B) ultimate
C) controversial
D) convenient
E) deplorable
conclusive: (s) kesin; kati, son, nihai; ikna edici / deplorable: (s) müessif, acınacak halde, acıklı
15) I have looked through the report, but I must admit, only ---- .
A) carefully
B) thoroughly
C) superficially
D) seriously
E) experimentally
16) The allocation made by the budget committee can be used ---- to finance work on child
health.
A) plainly
B) excessively
C) extremely
D) remarkably
E) solely
solely: z yalnız, ancak, sadece
17) In an effort to ---- the rate of inflation many banks have raised their interest rates.
A) run out of
B) watch out
C) stand by
D) put out
E) keep up with
watch out: dikkat etmek / stand by: hazır beklemek; yakınında durmak; arka çıkmak, desteklemek; (sözüne) sadık kalmak; karısmamak, lâkayt kalmak, yardım etmemek; den. Hazır olmak, alesta durmak / put out: (p) çıkarmak; söndürmek; utandırmak; rahatsız etmek; yanmak
(beysbol); bozmak / keep up with: geri kalmamak, yetismek, yakalamak, ayak uydurmak




18) As my secretary will be away for a couple of days, would you be kind enough to ---- my

correspondence?
 
 
A) play back

B) bring off

C) take care of

D) return to

E) turn off
 
bring off: basarılı olmak / take care of: bakmak; muhafaza etmek / turn off: (pv) kapamak; kesmek; lafa boğmak, sözü çevirip cevapsız bırakmak; sapmak; Đng yol vermek; (argo) ilgisini kaybetmek




19) The rise in energy ---- has led to a reduction of fossil fuels that the world must use.
 
 
A) redundancy

B) efficiency

C) consumption

D) suitability

E) conformity
 
redundancy: (i) fazlalık / efficiency: (i) verim oranı, yeterlik; etki / suitability, suitableness: (i)uygunluk / conformity: (i) uygunluk, benzeyis




20) We must find some way to give them fairly complete and realistic picture of the situation, but without ---- them too much.
 
 
A) depressing

B) intimidating

C) restricting

D) complementing

E) embittering
 
depress: (f) üzmek, canını sıkmak; kuvvetten düsürmek, zayıflatmak; (k) dili kolunu kanadını kırmak; değerini veya miktarını azaltmak; mevki veya rütbesini indirmek; bastırmak; meyus etmek / intimidate: (f) gözünü korkutmak, sindirmek, yıldırmak / complement: (f) tamamlamak; birbirini tamamlar olmak / embitter: (f) acılastırmak; gücendirmek, acı hisler uyandırmak

21) Any child left to its own devices for too long is likely to ---- on some dangerous enterprise.
 
A) assert

B) entice

C) embark

D) reproach

E) reduce
 
assert: (f) ispat ve iddia ile beyan etmek; teyit etmek; demek, öne sürmek, söylemek / entice: (f)
 
 
 
Ayartmak / embark: (f) gemiye binmek veya bindirmek; sokmak girismek, baslamak / reproach:

(f) iftira etmek, sitem etmek, serzenis etmek; ayıplamak



22) One defect seems inherent in a purely classical education – namely, a too ---- emphasis on

the past.
 
A) recurrent

B) repressive

C) coherent

D) exclusive

E) deceptive
 
inherent: (s) tabiatında var olan / recurrent: (s) tekrar vuku bulan; (anat) dönüp aksi yöne giden
 
 
 
/ repressive: (s) bastırıcı, engelleyici; sıkıcı / exclusive: (s) umuma açık olmayan; tek, esi olmayan; hariç tutan; of ile müstesna / deceptive: (s) aldatan, aldatıcı



23) Industry as a whole was badly affected by the restrictions, but it was the high technology

sector that suffered most ---- .
 
A) blatantly

B) randomly

C) reasonably

D) tightly

E) acutely
 
blatant: (s) bödüren; yüksek sesle bağıran; kaba, açık, bariz, asikâr / random: (s) tesadüfi, rasgele / reasonably: (z) makul surette; oldukça / tightly: (z) sıkıca / acutely: (z) zekâ ile; siddetle
24) Few, if any, of the statements could be ---- substantiated by concrete experimental evidence.
 
A) intentionally

B) successively

C) restrictedly

D) impressively

E) conclusively
 
substantiate: (f) gerçeklemek, kanıtlamak; gerçeklesmek; gerçeklestirmek, tahakkuk ettirmek /

intentionally: (z) kasten, mahsus / successively: (z) sıra ile, birbiri arkasından / impressively: (z) tesir edici bir sekilde, sasırtıcı derecede



25) He’s basically a very reallient person so you can be sure he’ll soon ---- this disappointment.
 
A) make out

B) put through

C) get over

D) look up

E) fall through
 
reallient: her ortama çokiyi uyan / make out: (p) (göz ile) farketmek; mana vermek, anlamak; okumak, çözmek; ispat etmek; yazmak; basarmak; geçinmek, idare etmek / put through: bitirmek / get over: (hastalığı, öfkeyi) atlatmak; açıklamak, anlasılmasını sağlamak / look up: gözleri yukarı dikmek; aramak, bakmak; ziyaret etmek, yoklamak; iyilesmek, düzelmek / fallthrough: (p) basarı kazanamamak, muvaffak olamamak, vazgeçilmek



26) Whatever the pressures put upon him, I think it is highly unlikely that James would ever ----

anyone.
 
A) walk away with

B) give in to

C) make up for

D) get away with

E) fall through
 
walk away with: ön plana geçmek / give in: teslim olmak; kabul etmek, susmak / make up for: telafi etmek / get away with: argo süphe uyandırmadan veya ya- kalanmadan atlatmak / fall through: basarı kazanamamak, muvaffak olamamak, vazgeçilmek

27) Among the problems facing bridge engineers, the most serious ones are those of ---- and repair.
 
A) improvement

B) reassessment

C) determination

D) distinction

E) maintenance
 
distinction: (i) ayırt etme, tefrik, temyiz; fark, idrak; açıklık, vuzuh; nisan, rütbe, paye; sivrilme,





yukselme; üstünlük
 
 
28) The two major political parties in Britain have currently ---- to extreme and radically different approaches to the solution of Britain’s economic problem.
 
A) referred

B) obsessed

C) committed

D) implied

E) meant
 
refer: (f) vermek, isnat etmek, hamletmek; göndermek, havale etmek, müracaat etmek; isaret

etmek, ima etmek; bakmak, danısmak, sormak / obsess: (f) musallat olmak, zihnini mesgul etmek / mean: niyet etmek, düsünmek; mana vermek, kastetmek, demek istemek; demek



29) It now appears that while US leaders are still willing for the nation to exert itself abroad and

give large amounts of foreign assistance, the American public is ---- to go along with these

policies.
 
A) spontaneous

B) precarious

C) competitive

D) reluctant

E) deliberate
 
exert oneself: (k) çabalamak, uğrasmak / go along with: (p) ile beraber bulunmak; uymak; razı olmak / spontaneous: (s) kendi kendine olan, ihtiyari / precarious: (s) güvenilmez, istikrarsız, esassız, asılsız, kararsız, süpheli; nazik, tehlikeli, rizikolu; (eski) baskasının keyfine tabi /competitive: (s) rakip olan; rekabet ile ilgili; müsabaka tarzında, yansma mahiyetinde
30) It is ---- surprising that the art of ancient America remains the most mysterious and the least accessible.
A) urgently
B) notably
C) indifferently
D) elaborately
E) hardly
accessible: (s) yanına girilebilir, içine girilebilir; kolay bulunur; kandırılabilir; alınır, bulunur /
indifferently: (z) ilgisizce / elaborately: (z) üzerinde dikkatle durarak, inceden inceye isleyerek

 
 
 

Popular Posts