Öne Çıkan Yayın

kelime videoları

https://www.youtube.com/channel/UC91Wrsi_25Ts3280rX8CLDw                                               ...

test etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
test etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Ocak 2017 Pazartesi

English Idioms and Expressions Tests

English Idioms and Expressions Tests





4 Mayıs 2015 Pazartesi

YDS teknikleri !

1- Zaman sorularından biri artık zaman paralelliğine uymayan birleşik bir cümle oluyor, unutma. Yani bir fiil V2 ise diğeri V1 olabilir. İlk 20 soruda karşılaştığınız THAT veya WHO/WHICH bağlaçları taşıyan cümlelerin fiili genellikle V1 olur.

2- Sayısal bilgi içeren bir sözcükten önce gelen boşluğa, yaklaşık anlamına gelen, some, by, roughly, about, virtually, almost, approximately, sözcükleirnden biri gelir. Örn. I saw about 50 students.

3- Deyim fiillerde eylemin yönüne göre seçeneklerde uygun bir edat seçin. Mesela “off” uzaklaşma demektir. “Take off” o nedenle uçağın havalanması, “see off” ise yolcuların uğurlanması demektir. Make up, bring about ve set out en çok çıkan deyim-fiillerdir. .

4- İlk 35 soruda en az 5 tane zıtlık bağlacı (but, however, although, yet, whereas vb.) sorusu vardır. Bu bölümde “but-may/can” şeklindeki zıtlık olasılık, “most/many-but” şeklindeki çokluk-zıtlık ilişkisi ile although-still ilişkisine dikkat edin.

5- İngilizceden Türkçeye çeviri sorularında sorudaki fiilin karşılığını seçeneklerin son sözcüklerinde, Türkçeden İngilizceye çeviri sorularında sorunun öznesi veya ilk kelimelerinin karşılığını, seçeneklerin ilk sözcüğünde ara. Seçeneklerde aynı fiilden iki tane varsa öznelerini karşılaştır, aynı özneden iki tane varsa fiillerini karşılaştırın.

6- Cümle tamamlama sorularında fiille biten soru için seçeneklerde THAT veya fiiline göre WH- li bir bağlaç ara. (I know THAT he didn’t come/ I wondered WHY he didn’t come)

7- Cümle tamamlama sorularında isimle biten soru için seçeneklerde WHO/WHICH (THAT)/WHERE/WHEN ile başlayan cümle arayın.

7- Paragrafta eksik cümleyi tamamlama sorularında paragrafı okumadan önce seçeneklerden This/These/That/Such+isim şeklinde başlayan cümle veya However gibi virgülle kullanılan bir bağlaç ile başlayan cümle arayın.

8- Farklı cümleyi bulma sorularında da bu sözcüklerden yararlanın.

9- Diyalog sorularında “Well” ile başlayan şıklar sık sık doğru olmaktadır. Özellikle boşluk açıklama isteyen mesela what,veya how ile başlayan bir soru cümlesinden sonra ise, cevap genellikle “well”le başlayan 3-4 satırlık şık olur. Burada Yes/No sorularına da dikkat edin.

10- Eş anlamlı cümleyi bulma sorularında soruda bağlaç varsa seçeneklerde önce bunun eş anlamlısını arayın. Aramaya genellikle doğru şık olan en uzun şıktan başlayın. Bağlaç yoksa sıfat veya zarfların eş anlamlısını arayın. Appear=seem=look like, çok kullanılır. Because=Since=as çok sorulur.

11- Okuma parçalarında ilk ve son cümleden birer soru çıkar. İlk okuma sırasında bağlaçlı cümlelerin altını çizin. Diğer sorular çoğunlukla onlardan çıkar. Seçenekleri okurken karşılaşacağınız no, never, always, only, greatly, far more, all, fully, wholly, extremely, so…that, gibi ifadeler genellikle yanlış şık üretmek için kullanılır. Onlardan kaçının. Only bazen doğru da olabilmektedir.

12- Bu sınavlarda COULD present ihtimal, YET but gibi zıtlık, ANY ise olumlu cümlelerde herhangi bir anlamında kullanılmaktadır, unutmayın. Özellikle COULD’u past diye hemen elemeyin.

13- Soruda tekil bir özne varsa seçeneklerde HE/SHE/IT ile başlayana bakın, çoğul bir özne varsa THEY, ile başlayana bakın.

14- Farklı cümle sorularında "most" ile başlayan cümleler ile "in fact" veya "indeed" ile bağlayan cümleler yanlış cümle olabilmektedir.

15- Preposition sorularında da “of” çok sorulur, unutmayın. The+isim------------ şeklinde bir yapı varsa boşluğa "of" gelir.“V3” ten sonra genellikle “by” gelir. Preposition sorusundaki fiil (compare, fiili gibi) co- ön eki ile başlıyorsa seçeneklerde "with" arayın.

16- Şıkları A'dan başlayarak sırayla değerlendirmek yerine yukarıda sözü edilen ipuçlarından hareketle doğru cevap olma olasılığı olan şıktan başlayarak değerlendirin.

17- ilk 20 sorudan birinde ……..isim ……..isim, şeklinde birbirine benzer iki isim varsa, şıklarda both..and, not only..but also, either..or veya neither…nor yapılarından biri vardır. Doğru şık o olur. İsim…….isim, şeklinde bir yapı varsa, şıklarda “as well as” veya “rather than” olur. Bu %80-90 doğru şıktır.


Metin Alper

16 Mayıs 2014 Cuma

yds kelime test -2

11) As he has adamantly withstood all kinds of political pressure on this issue for so long, it is

unlikely that he would ---- at this stage.

A) reinforce

B) relent

C) pursue

D) compete

E) dispose

adamant: (s) hosgörüsüz; çok sert / withstand: f (-stood, -standing) dayanmak, mukavemet etmek, karsı koymak / relent: f yumusamak; acıyıp merhamet göstermek / dispose: (f) niyetlendirmek; dağıtmak; düzenlemek, tanzim etmek; idare etmek, kullanmak, tasarruf etmek; uydurmak, kandırmak; son seklini vermek; of ile satmak, vermek, elden çıkarmak



12) The British entry into the European Community has ---- a new line of policy.

A) negotiated

B) confined

C) resented

D) constituted

E) refunded

negotiate: f anlasmayı müzakere etmek; tertip etmek, akdetmek; ciro etmek (çek, bono); üstesinden gelmek, basarmak, (engelleri) asabilmek / confine: (f) kusatmak; hapsetmek; evde veya yatakta tutmak; sınırlamak, toplamak, hasretmek / resent: f kızmak, gücenmek, / refund: (f) geri ödemek; tekrar para vermek



13) The argument he has put forward is hardly ---- with the information we have so far received

on the case.

A) reflective

B) representative

C) arbitrary

D) resistant

E) compatible

reflective: (s ) aksettiren, aksedici; aksettirilmis; düsünceli, mütefekkir; düsünce mahsulü /





representative: s , i bir grup veya sınıfı temsil eden, numune olan; vekâlet nev'inden; taklit ve benzeme kabilinden / arbitrary: (s) indi, kendince, ihtiyari,
keyfi / compatible: (s) , (gen) with ile uygun, birbirini tutan, munasip; geçimli
14) I don’t approve of the methods he is using, but his ---- aim, as regards the project, is
admirable.
A) conclusive
B) ultimate
C) controversial
D) convenient
E) deplorable
conclusive: (s) kesin; kati, son, nihai; ikna edici / deplorable: (s) müessif, acınacak halde, acıklı
15) I have looked through the report, but I must admit, only ---- .
A) carefully
B) thoroughly
C) superficially
D) seriously
E) experimentally
16) The allocation made by the budget committee can be used ---- to finance work on child
health.
A) plainly
B) excessively
C) extremely
D) remarkably
E) solely
solely: z yalnız, ancak, sadece
17) In an effort to ---- the rate of inflation many banks have raised their interest rates.
A) run out of
B) watch out
C) stand by
D) put out
E) keep up with
watch out: dikkat etmek / stand by: hazır beklemek; yakınında durmak; arka çıkmak, desteklemek; (sözüne) sadık kalmak; karısmamak, lâkayt kalmak, yardım etmemek; den. Hazır olmak, alesta durmak / put out: (p) çıkarmak; söndürmek; utandırmak; rahatsız etmek; yanmak
(beysbol); bozmak / keep up with: geri kalmamak, yetismek, yakalamak, ayak uydurmak




18) As my secretary will be away for a couple of days, would you be kind enough to ---- my

correspondence?
 
 
A) play back

B) bring off

C) take care of

D) return to

E) turn off
 
bring off: basarılı olmak / take care of: bakmak; muhafaza etmek / turn off: (pv) kapamak; kesmek; lafa boğmak, sözü çevirip cevapsız bırakmak; sapmak; Đng yol vermek; (argo) ilgisini kaybetmek




19) The rise in energy ---- has led to a reduction of fossil fuels that the world must use.
 
 
A) redundancy

B) efficiency

C) consumption

D) suitability

E) conformity
 
redundancy: (i) fazlalık / efficiency: (i) verim oranı, yeterlik; etki / suitability, suitableness: (i)uygunluk / conformity: (i) uygunluk, benzeyis




20) We must find some way to give them fairly complete and realistic picture of the situation, but without ---- them too much.
 
 
A) depressing

B) intimidating

C) restricting

D) complementing

E) embittering
 
depress: (f) üzmek, canını sıkmak; kuvvetten düsürmek, zayıflatmak; (k) dili kolunu kanadını kırmak; değerini veya miktarını azaltmak; mevki veya rütbesini indirmek; bastırmak; meyus etmek / intimidate: (f) gözünü korkutmak, sindirmek, yıldırmak / complement: (f) tamamlamak; birbirini tamamlar olmak / embitter: (f) acılastırmak; gücendirmek, acı hisler uyandırmak

21) Any child left to its own devices for too long is likely to ---- on some dangerous enterprise.
 
A) assert

B) entice

C) embark

D) reproach

E) reduce
 
assert: (f) ispat ve iddia ile beyan etmek; teyit etmek; demek, öne sürmek, söylemek / entice: (f)
 
 
 
Ayartmak / embark: (f) gemiye binmek veya bindirmek; sokmak girismek, baslamak / reproach:

(f) iftira etmek, sitem etmek, serzenis etmek; ayıplamak



22) One defect seems inherent in a purely classical education – namely, a too ---- emphasis on

the past.
 
A) recurrent

B) repressive

C) coherent

D) exclusive

E) deceptive
 
inherent: (s) tabiatında var olan / recurrent: (s) tekrar vuku bulan; (anat) dönüp aksi yöne giden
 
 
 
/ repressive: (s) bastırıcı, engelleyici; sıkıcı / exclusive: (s) umuma açık olmayan; tek, esi olmayan; hariç tutan; of ile müstesna / deceptive: (s) aldatan, aldatıcı



23) Industry as a whole was badly affected by the restrictions, but it was the high technology

sector that suffered most ---- .
 
A) blatantly

B) randomly

C) reasonably

D) tightly

E) acutely
 
blatant: (s) bödüren; yüksek sesle bağıran; kaba, açık, bariz, asikâr / random: (s) tesadüfi, rasgele / reasonably: (z) makul surette; oldukça / tightly: (z) sıkıca / acutely: (z) zekâ ile; siddetle
24) Few, if any, of the statements could be ---- substantiated by concrete experimental evidence.
 
A) intentionally

B) successively

C) restrictedly

D) impressively

E) conclusively
 
substantiate: (f) gerçeklemek, kanıtlamak; gerçeklesmek; gerçeklestirmek, tahakkuk ettirmek /

intentionally: (z) kasten, mahsus / successively: (z) sıra ile, birbiri arkasından / impressively: (z) tesir edici bir sekilde, sasırtıcı derecede



25) He’s basically a very reallient person so you can be sure he’ll soon ---- this disappointment.
 
A) make out

B) put through

C) get over

D) look up

E) fall through
 
reallient: her ortama çokiyi uyan / make out: (p) (göz ile) farketmek; mana vermek, anlamak; okumak, çözmek; ispat etmek; yazmak; basarmak; geçinmek, idare etmek / put through: bitirmek / get over: (hastalığı, öfkeyi) atlatmak; açıklamak, anlasılmasını sağlamak / look up: gözleri yukarı dikmek; aramak, bakmak; ziyaret etmek, yoklamak; iyilesmek, düzelmek / fallthrough: (p) basarı kazanamamak, muvaffak olamamak, vazgeçilmek



26) Whatever the pressures put upon him, I think it is highly unlikely that James would ever ----

anyone.
 
A) walk away with

B) give in to

C) make up for

D) get away with

E) fall through
 
walk away with: ön plana geçmek / give in: teslim olmak; kabul etmek, susmak / make up for: telafi etmek / get away with: argo süphe uyandırmadan veya ya- kalanmadan atlatmak / fall through: basarı kazanamamak, muvaffak olamamak, vazgeçilmek

27) Among the problems facing bridge engineers, the most serious ones are those of ---- and repair.
 
A) improvement

B) reassessment

C) determination

D) distinction

E) maintenance
 
distinction: (i) ayırt etme, tefrik, temyiz; fark, idrak; açıklık, vuzuh; nisan, rütbe, paye; sivrilme,





yukselme; üstünlük
 
 
28) The two major political parties in Britain have currently ---- to extreme and radically different approaches to the solution of Britain’s economic problem.
 
A) referred

B) obsessed

C) committed

D) implied

E) meant
 
refer: (f) vermek, isnat etmek, hamletmek; göndermek, havale etmek, müracaat etmek; isaret

etmek, ima etmek; bakmak, danısmak, sormak / obsess: (f) musallat olmak, zihnini mesgul etmek / mean: niyet etmek, düsünmek; mana vermek, kastetmek, demek istemek; demek



29) It now appears that while US leaders are still willing for the nation to exert itself abroad and

give large amounts of foreign assistance, the American public is ---- to go along with these

policies.
 
A) spontaneous

B) precarious

C) competitive

D) reluctant

E) deliberate
 
exert oneself: (k) çabalamak, uğrasmak / go along with: (p) ile beraber bulunmak; uymak; razı olmak / spontaneous: (s) kendi kendine olan, ihtiyari / precarious: (s) güvenilmez, istikrarsız, esassız, asılsız, kararsız, süpheli; nazik, tehlikeli, rizikolu; (eski) baskasının keyfine tabi /competitive: (s) rakip olan; rekabet ile ilgili; müsabaka tarzında, yansma mahiyetinde
30) It is ---- surprising that the art of ancient America remains the most mysterious and the least accessible.
A) urgently
B) notably
C) indifferently
D) elaborately
E) hardly
accessible: (s) yanına girilebilir, içine girilebilir; kolay bulunur; kandırılabilir; alınır, bulunur /
indifferently: (z) ilgisizce / elaborately: (z) üzerinde dikkatle durarak, inceden inceye isleyerek

 
 
 

yds kelime test -1

1) Many of the critics clearly regarded several of the paintings on ---- as of poor quality.

A) discovery

B) display

C) occasion

D) approval

E) account

occasion: (i) fırsat, münasebet, vesile, elverisli durum; sebep, hal, durum; Iüzum, gereklik



2) The report issued by the National Health Council draws attention to the hazards of ---- to X

rays.

A) resistance

B) involvement

C) confinement

D) exposure

E) implication

hazard: (i) baht, sans, tehlike, riziko; tenis kortunun servis atılan tarafı; eski bir çesit zar oyunu;

Bilardo oyununda bir vurus; golf oyununda mânia / involvement: (i) bağlılık, ilgi, alaka;

karıstırılma, sarılma / confinement: (i) kapanıs, hapsedilme; hasta olup evde kalma; loğusalık /

implication: (i) ima, istidlâl; karıstırma, dahil etme; dolasık olma



3) He’s clever, he seems to know by instinct where someone is ---- and strikes there.

A) conceited

B) sufficient

C) vulnerable

D) informative

E) critical

conceited: (s) kibirli / informative: (s) bilgi verici, aydınlatıcı, eğitici / critical: (s) çözümsel,

tahlili; tenkit eğilimli, tenkitçi; elestiren, elestiri mahiyetinde; buhranlı vahim, nazik, tehlikeli;





dönüm noktasına ait

4) It was decided at the board meeting that more funds should be allocated to getting the firm’s

products ---- more widely.
 
A) publicized

B) priced

C) curtailed

D) expanded

E) confirmed
 
curtail: (f) kesmek, kısaltmak, azaltmak
 
 
5) There’s nothing very brilliant about the report, but he has ---- collected all the data needed.
 
A) infectiously

B) recklessly

C) considerably

D) restrictively

E) conscientiously
 
infectiously: (z) bulasıcı olarak, baskalarına kolay geçebilir sekilde / recklessly: (z) pervasızca,

hiç bir sey düsünmeden / considerably: (z) epeyce, oldukça / restrictive: (s) kısıtlayıcı,

bağlayıcı, sınırlayıcı / conscientiously: (z) vicdani olarak; dikkatle



6) What really surprised everybody was that he saved the company from bankruptcy quite ---- .
 
A) extremely

B) relatively

C) dependently

D) single-handedly

E) responsively
 
relatively: (z) nispeten / single-handed: (s) tek kisi ile isletilen; tek el ile çalısan / responsively:





(z) hevesli olarak
 
 
7) Before I send this article to the editor, I’d be grateful if you could ---- it for me.
 
A) watch out

B) look up

C) break through

D) take over

E) go through
 
watch out: dikkat etmek / look up: gözleri yukarı dikmek; aramak, bakmak; ziyaret etmek, yoklamak; iyilesmek, düzelmek / take over: teslim almak; idareyi elinde tutmak / go through:
yoklamak, gözden geçirmek; geçirmek (hastalık, tecrübe); üstünden girip altından çıkmak,

sarfedip bitirmek; geçmek; durmadan gitmek (tren); kabul edilmek (tasan)
 
8) I had my doubts about her when I took her on, but now I’m pleased to say that she has ---- to

be a talented executive.
 
 
A) taken up

B) run over

C) turned out

D) made out

E) carried on
 
take on: ele almak; üstüne almak; vazife vermek, ise almak; (k) dili Sızlanmak / executive: (i) idareci, yetkili sâhıs / take up: yukarı çekmek, kaldırmak; tutmak; üzerine almak, karısmak; poliçeyi ödemek; almak; kısaltmak; baslamak; ele almak; kabul etmek / run over: ziyaretegitmek; ezmek, çiğnemek; üstünden geçmek, tekrarlamak; göz gezdirmek, gözden geçirmek; tasmak / turn out: tersyüz etmek; dısarı atmak, kovmak; otlatmak için dısarıya çıkarmak (hayvan); dısına dönmek; yapmak, imal etmek, meydana getirmek; söndürmek; katılmak; (k) diliyataktan kalkmak; olmak, çıkmak / make out: (göz ile) farketmek; mana vermek, anlamak;

okumak, çözmek; ispat etmek; yazmak; basarmak; geçinmek, idare etmek / carry on: devam etmek, devam ettirmek; deli gibi davranmak; ile mesgul olmak, idare etmek; flört etmek




9) On the third day of the shipwreck they gave up all hope of finding any ---- .
 
 
A) deserters

B) survivors

C) conclusions

D) suppliers

E) discrepancies
 
discrepancy: (i) ayrılık, zıtlık, ihtilaf, baskalık




10) Since the firm has been found negligent by the court, his claim for ---- for the accident

hasn’t been accepted.
 
 
A) compensation

B) reduction

C) employment

D) relevance

E) cooperation
 

relevance: relevancy i münasebet, ilgi, alaka, uygunluk


1. B 2. D 3. C 4. A 5. E 6. D 7. E 8. C 9. B 10. A
 
 
 

Popular Posts